• Siyasal İktisat

Koronavirüsün İktisadi Kaosunun Ötesinde Küresel Savaş Ekonomisi Var - W. I. Robinson (Çev. E. Sune)

Bir virüsün savaş ve baskıyla nasıl bir ilişkisi olabilir ki? Koronavirüs, küresel tedarik zincirlerine zarar verdi ve küresel borsalarda bir panik havası yarattı. Pandemi, ağır can kayıplarına yol açmadan geçecektir. Ama büyük resme baktığımızda, virüsün yarattığı döküntü 2008 finansal çöküşünden bu yana asla toparlanamayan ve yıllardır yeni krizlerin eşiğinde sendeleyen bir küresel ekonominin kırılganlığını ortaya koymaktadır.

Küresel kapitalizmin krizi, yapısal olduğu kadar politiktir de. Sistem, politik olarak kapitalist hegemonya ve devlet meşruiyeti kriziyle yüzleşmektedir. Şu anda iyi bilindiği gibi, küresel toplumsal kutuplaşma ve eşitsizlik eşi benzeri görülmemiş düzeylerdedir. 2018’de, insanlığın en zengin yüzde 1’lik kesimi dünya zenginliğinin yarısından fazlasını kontrol ederken, en alt yüzde 80’lik kesim bu zenginliğin yalnızca yüzde 4,5’i ile yetinmek zorundaydı. Bu tür katı küresel eşitsizlikler siyasi olarak patlama kapasitesine sahiptir ve sistem bunları geriye çeviremedikçe yoksullaştırılmış nüfusun daha fazla şiddet biçimleriyle zapt edilmesine yol açmaktadır.

Yapısal olarak, sistem aşırı birikim olarak bilinen krizle yüzleşmektedir. Eşitsizlikler arttıkça, sistem emekçi kitlelerin tüketemeyeceği kadar zenginliği üretip durmaktadır. Sonuç olarak, küresel piyasalar, küresel ekonominin üretmiş olduklarını sönümleyememektedir. Aşırı birikim, aşırı miktarda sermayenin (karın) biriktiği, fakat bunun karlı bir şekilde yeni yatırımlara dönüştürülemediği için durgunluğa yol açtığı bir duruma işaret eder.

Aslında, şirketler 2010’lar boyunca rekor düzeyde karlılığa ulaşmış ve aynı zamanda kurumsal yatırımlar düşmüştür. 2017 yılında, dünya genelinde şirketlerin nakit rezervleri 12 trilyon dolar seviyelerine ulaşmıştır ve bu rakam dünyadaki merkezi hükümetlerin döviz rezervlerinden fazladır; fakat yine de ulusüstü şirketler karlarını yatırabilecekleri, karlı yatırım olanakları bulamamışlardır. Yatırıma dönüşemeyen bu sermaye biriktikçe, artı değerin tüketilmesi için çıkış yolları bulma konusunda büyük bir baskı oluşmuştur. 21. yüzyıl boyunca ulusüstü kapitalist sınıflar, aşırı birikime rağmen küresel sermaye birikiminin sürekliliği için, küresel kumarhanede finansal spekülasyonların yanı sıra kamu maliyesinin yağması, borç temelli büyüme ve devlet tarafından düzenlenen askerileşmiş birikim gibi bir dizi mekanizmaya başvurmuştur.


Askerileşmiş Birikim


Benim burada asıl odaklanmak istediğim bunların sonuncusu olan ve askerileşmiş birikim olarak tanımladığım mekanizmadır. Bu kriz bizleri hakiki bir polis devletine doğru itmektedir. Küresel ekonomi, kar elde etme ve durgunluğa rağmen sermaye birikiminin sürekliliği için politik süreçlerin dışında savaş, toplumsal kontrol ve baskı sistemlerinin gelişmesine ve kullanılmasına her geçen gün daha da bağımlı bir hale gelmektedir. Uyuşturucu ve terörizme karşı sözde savaş; göçmenlere, mültecilere, çetelere, fakirlere, koyu tenlilere ve genel olarak işçi sınıfı gençlere karşı ilan edilmemiş savaş; sınırlara örülen duvarlar, göçmen nezarethaneleri, hapishane-endüstriyel kompleksler, kitle gözetim sistemleri; özel güvenlik güçlerinin ve paralı asker şirketlerinin yayılması, yeni kar elde etme kaynakları olarak ortaya çıkmaktadır.


11 Eylül 2001 olayları, lojistik, savaş, istihbarat, baskı, gözetim ve askeri personelin daha fazla ulusüstü sermayenin özelleşmiş alanına girdiği sürekli bir küresel savaş çağının başlamasına işaret etti. İnsan fazlalığının kriminalizasyonu, devlet tarafından uygulanan baskıyı etkinleştirerek, ulusüstü şirketler için yeni kar yaratma imkanlarının açılmasına yol açmıştır. Sürekli savaş, sonu gelmeyen yıkım ve yeniden inşa döngülerine yol açar; döngünün her safhası yeni girişimleri ve birikimi besler ve kapitalist sınıfların kullanımına uygun kaynakların süregiden bir şekilde kapanmasıyla sonuçlanır.

Her ne kadar gizli bütçeleri, beklenmedik operasyonları ve iç güvenlik harcamalarını içermese de Pentagon’un bütçesi 1998 ve 2011 yılları arasında reel olarak yüzde 91 artarken, dünya genelinde savunma harcamaları 2006-2015 yılları arasında yüzde 50 büyüyerek 1,4 trilyon dolardan 2,03 trilyon dolara çıkmıştır. İç güvenlikte ise küresel piyasalar 2018 yılında 431 milyar dolarlık bir rakama ulaşmıştır ve bunun 2024 yılında 606 milyar dolara çıkması beklenmektedir. 2001-2011 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte, askeri endüstrinin karları neredeyse 4 katına çıkmıştır. Toplamda, Birleşik Devletler yalnızca Orta Doğu savaşlarına 2001’den 2018’e kadar inanması zor bir şekilde neredeyse 6 trilyon dolar harcamıştır.


Hâkim dünya gücü olarak Birleşik Devletler’in öncülüğünde, farklı ülkelerde de paralel (ve sık sık çelişkili) bir biçimde askeri genişleme bakımından benzer süreçler görülmüş, tümünde devletin askerileşmesi ile küresel sermaye birikimi arasındaki ilişki aynı şekilde ortaya çıkmıştır. Örneğin 2015’te Çin hükümeti, özel sermayenin öncü bir rol üsteleneceği ve Birleşik Devletleri model alarak geliştirdikleri kendi askeri-sınai kompleksini kuracağını duyurmuştur. Dünya genelinde, 2015 yılında devletlerin resmî askeri harcamaları gayrisafi dünya hasılasının yüzde 3’ünü oluşturarak 75 trilyon dolara ulaşmıştır (bu rakam duyurulmayan devlet askeri harcamalarını içermemektedir).


Fakat askerileşmiş birikim, devlet askeri bütçelerinin yarattığı aktivitelerden çok daha fazlasını içermektedir. Devlet askeri harcamaları ve özel şirketlerin askerileşmeyle sağladıkları birikim; ve de borç toplama mekanizmaları aracılığıyla yoksulların yapısal kontrolü ve kriminalizasyon ile birlikte ortaya çıkan birikim olanakları gibi baskıcı toplumsal kontrolün yarattığı askerileşmeyi içermeyen diğer kar biçimleri uçsuz bucaksız rakamlara ulaşmıştır.



Savaşın ve Baskının Özelleştirilmesi


Dünya üzerindeki birçok savaş, çatışma, toplumsal kontrol girişimleri ve baskı, devletin askerileşmesiyle özel sermaye birikimin kaynaşmasını içermektedir. Bu ilişkide, devlet özel sermayenin birikim olanaklarının askeri yollarla genişlemesini kolaylaştırmaktadır. Devletin bu tür olanakları açmasının en bariz şekli, askeri-sınai güvenlik firmalarının akıl almaz düzeylere ulaşan küresel silah satışlarını kolaylaştırmasıdır. Yalnızca 2003-2010 yılları arasında Küresel Güney, küresel silah satıcılarından neredeyse yarım trilyon dolarlık silah satın almıştır. 2002-2016 yılları arasında, en üst 100 silah üreticisi ve askeri hizmet şirketinin küresel silah satışları yüzde 38 oranında artmıştır.

ABD’nin Irak ve Afganistan’a açtığı savaş, ulusüstü kapitalist sınıfları korumak için dünya geneline konuşlandırılan özel askeri ve güvenlik birimlerinin artışını hızlandırmıştır. Irak ve Afganistan’da savaşın en hararetli olduğu dönemlerde özel askeri birimlerin sayısı ABD ordusunun her iki ülkedeki muharip birliklerinin sayısını geçmiştir. Afganistan’daki ABD muharip birliklerinin özel askeri ve güvenlik birimlerine kıyasla sayısı üçte bir oranındadır. ABD’nin ötesinde, özel askeri ve güvenlik firmaları dünya genelinde yayılmıştır ve bunlar yalnızca Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika’daki ana çatışma bölgelerine konuşlandırılmamışlardır. P. W. Singer, Kurumsal Savaşçılar (Corporate Warriors) adlı çalışmasında, özel askeri kuvvetlerin (ÖAK) askeri çatışmalarda ve savaşlarda giderek artan bir şekilde daha merkezi bir rol oynadıklarını belgelemiştir. "Yeni bir küresel endüstri oluştu" demiştir. "Bu 21. yüzyıl tipi taşeronlaştırma ve özelleştirmedir ve yerleşik uluslararası politika ve savaş kurallarında birçok değişikliğe yol açmaktadır." Çoğunluğu Birleşik Devletler’de bulunuyor olsa da, ÖAK’ler Rusya, Güney Afrika, Kolombiya, Meksika, Hindistan, AB ülkeleri ve Israil’in de aralarında bulunduğu dünya üzerindeki birçok ülkede yer almaktadır.


Savaşların ötesinde, ÖAK’lerin ekonomik kaynakları ve kurumsal yatırım olanaklarını erişime açması –örneğin madencilik alanlarına ve petrol sahalarına konuşlandırılmaktadırlar– Singer’ın bunları "yatırımlara imkan sağlayanlar" olarak tanımlamasına yol açmıştır. ÖAK’lerin müşterileri arasında devletler, şirketler, toprak sahipleri, sivil toplum kuruluşları, hatta Kolombiya ve Meksika’daki uyuşturucu kartelleri vardır. 2005’ten 2010’a kadar Pentagon, yalnızca Irak’taki güvenlik operasyonlarına destek için dünya genelinde 150 civarı firmayla sözleşme yaparak destek almıştır. 2018 itibariyle, özel askeri şirketler dünya genelinde 15 milyon civarı insanı istihdam etmiş ve bunları kurumsal varlıkların korunması; şirket yöneticileri ve ailelerinin güvenliği; bilgi toplanması; polis, paramiliter, kontrgerilla ve gözetim operasyonlarında kullanılması; kalabalık yığınların kontrolü ve protestoların bastırılması; hapishanelerin yönetimi, özel gözaltı ve sorgu tesislerinin işletilmesi; ve resmî savaşlara katılmaları için konuşlandırmışlardır.

Aynı zamanda, özel güvenlik (polislik) işi çoğu ülkede en hızlı büyüyen ekonomik sektör olmuş ve dünya genelinde kamu güvenliğini gölgede bırakmıştır. Singer’a göre, Irak işgalinin yılı olan 2003’te özel güvenliğe harcanan toplam miktar kamu güvenliğine harcanandan yüzde 73 oranında ve özel kuvvetlerde istihdam edilen personel sayısı resmî yasa uygulayıcı birimlerin sayısından 3 kat fazladır. Asya’nın bazı bölgelerinde, özel güvenlik endüstrisi yılda yüzde 20-30 oranlarında büyümektedir. Muhtemelen özel güvenlikte en büyük patlama kamu kurumlarının nerdeyse tamamen çöktüğü eski-Sovyet Rusya’da olmuş, 1989’dan bu yana 10.000’den fazla özel güvenlik firması açılmıştır. 2017 yılında dünya genelinde göze çarpan bir şekilde 20 milyon özel güvenlik çalışanı vardır ve bu endüstrinin 2020 yılında 240 milyar dolarlık bir değere ulaşması beklenmektedir. Dünyanın yarısında, özel güvenlik birimlerinin sayısı polis birimlerini geçmektedir.


Küresel toplum tamamı yüksek derecede gözetim ve kontrol altına alındıkça ve karlı vahşi bir savaş alanına dönüştükçe, şunu göz önünde bulundurmalıyız ki küresel polis devletinin teknolojileri stratejik ve politik gerekçelerle ilişkili olduğu kadar, belki daha da fazla, yeni alanların sermaye birikimine açılması girişimleriyle de alakalıdır. Dijital ekonominin yükselişi ve askeri ve sivil sektörler arasındaki ayrımın bulanıklaşması, farklı sermaye fraksiyonlarının –özellikle de finans, askeri-sınai ve teknoloji şirketleri– kaynaşarak finansal spekülasyon ve askerleşmiş birikim ekseninde birleşmelerine yol açmıştır. Dijital teknolojinin olanak tanıdığı yeni toplumsal kontrol sistemleri piyasasının hacmi yüzlerce milyar dolara ulaşmıştır. Örneğin küresel biyometrik piyasasının 15 milyar dolar olan 2015’teki değerinin, 2020 itibariyle 35 milyar dolara çıkması beklenmektedir.

1990’larda teknoloji endüstrisi ortaya çıktığından beri, askeri-sınai-güvenlik kompleksinin ve küresel polis devletinin bir parçası haline gelmiştir. Örneğin, yıllar geçtikçe Google, haritalama teknolojilerini ABD ordusunun Irak’ta kullanması için sunmuş, CIA’in bilgilerinin muhafazası etmiş, Ulusal Güvenlik Birimi’nin geniş istihbarat veri tabanlarının endekslenmesini sağlamış, askeri robotlar üretmiş, Pentagon ile birlikte ajan uydularının fırlatmış, ve bulut bilgisayar platformlarının polis birimlerinin suçluların tespiti için kullanılmasa olanak tanımıştır. Amazon, Facebook, Microsoft ve diğer teknoloji devleri, askeri-sınai ve güvenlik kompleksiyle tamamıyla iç içe geçmişlerdir.



Kriminalizasyon ve Göçmen ve Mültecilere Karşı Savaş


Yoksulların, ırksal olarak ezilmişlerin, göçmenlerin, mültecilerin ve diğer kırılgan toplulukların kriminalize edilmesi, baskı ile birikimin en bariz yöntemidir. Bu tip kriminalizasyon aktiviteleri sermaye birikimi için uygulanan devlet baskılarını meşrulaştırırken, kriminalize edilen bu grupların baskılanması için devlet yüzünü özel sermayeye dönmektedir.


Birleşik Devletler’in kendi büyük yığınları hapsetme sistemini ihraç etmesiyle, dünya üzerindeki farklı ülkelerde de tutuklanma sayılarında büyük bir artış olmuştur. 2019’da ABD, en az 33 farklı ülkenin hapishane sisteminde yer alırken, 2000’den 2018’e kadar küresel mahkûm sayısı yüzde 24 oranında artmıştır. Bu hapis devleti, birçok farklı düzeyde askerileşmiş birikime büyük olanaklar tanımaktadır. Dünya genelinde, 21. yüzyılın başında her kıtada faaliyet gösteren 200’e yakın özel işletilen hapishane ve özelleştirilmiş hapishanelerin hizmetini ve özel elektronik gözetleme programları gibi kar amaçlı gözaltı hizmetlerinin diğer biçimlerini içeren birçok kamu-özel sektör ortaklığı bulunmaktadır. Kendi özel hapishanelerini geliştiren ülkeler arasında Avrupa Birliği’nin birçok üyesinden İsrail’e, Rusya, Tayland, Hong Kong, Güney Afrika, Yeni Zelanda, Ekvator, Avustralya, Kosta Rika, Şili, Peru, Brezilya ve Kanada gibi birçok farklı örneği saymak mümkündür.


Dünya üzerindeki milyonlarca göçmen ve mülteci de bu kriminalize edilenlere dahildir. Göçmen ve mülteci nüfusa uygulanan baskıcı devlet kontrolleri ve vatandaş olmayan işçilerin kriminalize edilmesi, küresel işçi sınıfının bu bölümünü aşırı sömürüye ve aşırı gözetlemeye açık hale getirmektedir. Buna karşın, bu tıpatıp aynı baskı, başlı başına, ulusüstü sermaye açısından hiç olmadığı kadar önemli bir birikim kaynağına dönüşmüştür. Göçmen ve mültecilere karşı girişilen savaşın her safhası, özel kar amaçlı göçmen hapishanelerinden ve bu hapishaneler içerisindeki sağlık sistemi, gıda, telefon sistemleri gibi tedarik hizmetlerinden tutun da, hükümetlerin sınır dışı edilenleri ülkelerine götürmesi için kiraladıkları özel uçaklar ve sınır güvenliğinden sorumlu birimlerin silahlanması gibi sınır dışı edilme rejiminin alt aktivitelerinden birçok alanda kar elde etmenin bir kaynağı olmuştur.


Kayıt dışı göçmenler, ABD hapishane nüfusunun en hızlı büyüyen kesimini oluşturmakta ve bunlar özel cezaevlerinde tutularak ardından ABD devleti tarafından kiralanan özel şirketler tarafından sınır dışı edilmektedirler. 1980’lerden önce her gün tutuklanan göçmen sayısının birkaç düzine olmasına kıyasla, 2010’dan itibaren ABD’de herhangi bir günde 30 binden fazla göçmenin kapatıldığı ve yılda yaklaşık 400 bin insanın tutulduğu 270 adet göçmen hapishanesi bulunmaktadır. 2010’dan 2018’e bu tutuklamalara ayrılan federal harcamalar 1,8 milyar dolardan 3,1 milyar dolara fırlamıştır. CoreCivic ve GEO Group gibi kar amaçlı hapishane şirketlerinin hisselerinin Wall Street borsalarında satıldığı düşünüldüğünde, dünyanın herhangi bir yerindeki yatırımcılar bunları alıp satabilmekte ve bu yolla göçmenlerin baskılanmasının politik ve ideolojik amaçlarından bağımsız olarak bu baskıya dair yeni risk biçimleri geliştirmektedir.

Birleşik Devletler’de, 2011 yılında değeri 305 milyar dolar olan sınır güvenlik endüstrisinin, 2023 yılında 740 milyar dolarla iki katına çıkması hedeflenmektedir. Meksikalı araştırmacı Juan Manuel Sandoval, ABD-Meksika sınır bölgesinin "ulusüstü sermayenin genişlemesi için nasıl küresel bir mekana dönüştüğünün" izini sürmüştür. Bu "küresel mekan", ABD tarafında yüksek teknolojik askeri ve uzayla ilgili endüstrilerin, askeri üslerin ve göç, uyuşturucu ticareti ve terörizmle düşük yoğunluklu savaşla mücadele eden diğer sivil ve askeri kuvvetlerin etrafında merkezlenmiştir. Bu, Meksika tarafında kapitalist küreselleşme ve Kuzey Amerika ile entegrasyon çerçevesinde muaquiladoraların (çalışma şartları kötü işyerleri), madenciliğin ve endüstrinin genişlemesini içermektedir.

Silikon Vadisi’nin tutuklamalar, gözaltılar ve sınır dışı edilmelerin genişlemesinde ve hızlanmasında oynadığı gitgide artan merkezi rolü düşünüldüğünde, Birleşik Devletler’deki teknoloji sektörü yoğun olarak göçmenlere açılan savaşta yer almıştır. Bu savaşa katılımlarıyla artan kar oranları, teknoloji firmalarının göçmenlerin tutuklanmaları ve sınır dışı edilmeleri konusunda baskı yapmalarına ve kendi yeni toplumsal kontrol ve gözetim teknolojilerinin göçmen karşıtı kampanyalarda kullanması için devlet içerisinde lobi faaliyetleri yürütmelerine yol açmıştır.


Avrupa’da, mülteci krizi ve AB’nin "güvenli sınırlar" programı, sınırdaki askeri kuvvetlere teçhizat, gözetim sistemleri ve bilgi teknolojileri altyapısı sağlayan askeri ve güvenlik şirketlerine büyük bir kazanç kaynağı olmuştur. AB’nin kamu-özel sınır güvenlik birimi Frontex’in bütçesi 2005’ten 2016’ya yüzde 3688 oranında artarken, 2015 yılında 18 milyar dolar olan Avrupa sınır güvenlik piyasasının 2022 yılında yaklaşık olarak 34 milyar dolarla ikiye katlanması beklenmektedir.



Koronavirüs Suçlanmamalı


Dünya genelinde borsalar Şubat sonundan bu yana dibe vurmaya başladıkça, ana akım yorumcular artan kriz için koronavirüsü suçladılar. Ama virüs, tutuşan finansal yangının yalnızca kıvılcımı olmuştur. Borsalardaki batış, aşırı birikmiş sermayenin çıkış yolu olarak finansal spekülasyonun kullanılmasının daha az etkin olacağı bir zamanın geleceğini önermektedir. Pandemi sona erdiğinde, virüsten öncesine göre daha fazla askerileşmiş birikime bağımlı bir küresel ekonomiyle baş başa kalacağız.


Savaş, toplumsal kontrol ve baskı ile birikimin, aşırı birikmiş sermayenin durgunluk karşısında çıkış yollarının bulunması ve kapitalist hegemonyanın yıkılmasıyla toplumsal kontrol ve baskıya dayalı ikili bir mantık tarafından yürütüldüğünü hatırlamalıyız. Küresel ekonomi askerileşmeye ve çatışmaya daha da bağımlı hale geldikçe, savaşa karşı daha büyük bir eğilim ve insanlık için daha yüksek riskler olacaktır. Kapitalist küreselleşmenin güncel rotasında gömülü bir savaş dürtüsü vardır. Tarihsel olarak, savaşlar kapitalist sistemi krizlerinden çekip kurtarırken, dikkatin siyasi gerilimlerden ve meşruiyet problemlerinden başka yönlere çekilmesine hizmet etmişlerdir. Küresel polis devletinin toplumsal kontrolün ikili zorunluluğu tarafından yürütülüp yürütülmeyeceği ve askerileşmiş birikimin yerleşip yerleşmeyeceği, dünya genelindeki toplumsal ve sınıfsal güçlerin ve bunların rakip siyasi projelerinin arasındaki mücadelenin sonucuna bağlıdır.


Yazarın http://www.socialisteconomist.com/2020/03/beyond-economic-chaos-of-coronavirus-is.html sitesindeki 28 Mart 2020 tarihinde yayımlanan yazısından alınarak tercüme edilmiştir.

270 views0 comments