• Siyasal İktisat

Milton’ın Mitleri: Mit #4 - Robin Hahnel (Çev. Hakan Aslan)

Updated: Sep 14, 2020


***

Robin Hahnel’ın, Milton Friedman’ın -her biri popüler mitlere dönüşen- serbest piyasa kapitalizminin sözde erdemlerine dair iddialarını tek tek yanıtladığı yazı dizisini Siyasal İktisat için çevirdik. Hahnel, dördüncü yazıda “serbest girişimin ayrımcılığı azalttığı” mitini ele alıyor.

***




Mit#4: "Serbest Girişim Ayrımcılığı Azaltır"


Anaakım iktisatçılar, işverenler arasındaki kâr rekabetinin ayrımcılığı azalttığını ısrarla dile getiriyorlar. Ayrımcılığa “meyilli” olan ve beyaz çalışanlara, aynı işi yapan siyah çalışanlardan veya erkek çalışanlara, aynı işi yapan kadın çalışanlardan daha fazla ödeme yapan bir işverene ücretlerin maliyetinin, aynı işi gören her çalışana eşit ödeme yaparak ayrımcılık yapmayan işverenden daha fazla olacağına işaret ediyorlar. Bu anaakım teorisyenleri, ayrımcılık yapmayan işverenlerin, ayrımcılık yapanları er geç yarışın dışına itecekleri sonucuna varıyorlar. Benzer şekilde, kasten ya da kasıtsız, ayrımcılık yaparak, en nitelikli insanları işe almayan ya da terfi ettirmeyen her işverenin, yalnızca liyâkate dayanarak işe alan ya da terfi ettiren işverenlerden daha az kâr edeceğine işaret ediyorlar. Anaakım iktisatçılara göre, bu yüzden, işe alımlarda ya da terfilerde ayrımcı saiklerle hareket eden bir şirket, bu şekilde hareket etmeyen şirketlerce yarışın dışına da itilecektir. Anaakım teori iktisadi ayrımcılığın kârı düşüren yanlarını görmede pek hızlı ancak ayrımcılığın kârı arttıran etkilerine kör kalıyor. Katma değerin bölüşümü için işverenlerle çalışanları arasındaki süregiden mücadelede pazarlık gücünün önemini kavradığımızda, şirketin çatışması teorisi, işverenlerin rekabetçi emek, mal ve sermaye piyasalarında faaliyet gösterdiklerinde bile, kâr maksimizasyonunun neden iktisadi ayrımcılığı engellemediği, aksine, ona ihtiyacı olduğunu görmemizi sağlar.


İşe alımlarda, verilen görevlerde, terfilerde ve ücretlerin ödenmesinde uygulanan ayrımcılık, kadınlarla erkekler ya da farklı cinsel tercihlere (sexual preferences) sahip insanlar arasındakilerin yanında, farklı ırklardan ya da farklı etnik kökenlerden olan insanlar arasında da hâlihazırda varolan kuşkuları ve husumetleri arttırma işlevi gördü. Kuşku ve güvensizlik duygularını yaratan onlarca sebebin varolduğu tarihsel sahne, çalışanlarını “bölüp yönet”meleri için işverenlere manipüle edebilecekleri hazır baskı noktaları sağlıyor. Çalışanlar karşılıklı olarak birbirlerinden kuşku duyduklarında, yaptıkları işlerdeki özensizliklerine ilişkin olarak birbirlerini gammazlamaları daha kolay hâle gelir; işverenin “ücretlendirilmiş emek”ten daha fazla “somutlaşmış emek” elde etmesini kolaylaştırır. Çalışanlar birbirleriyle dayanışma içinde olmadıkları zaman, iş sözleşmeleri düzenlenirken, ücret pazarlıkları işveren için daha kolay geçecektir. Çatışma teorisinin ortaya koyduğu gibi, münferit bir işverenin ayrımcı uygulamalarının kâr üzerinde olumlu etkileri olduğundan, kâr maksimizasyonu, ayrımcılığın kârlar üzerindeki olumsuz etkilerininin (anaakım teorinin tek odak noktası) kâr getirici etkilerine (yalnızca siyasal iktisatçıların tespit ettiği nokta) ağır bastığı raddeye kadar ayrımcılığın arttırılmasını gerektiriyor. Bir diğer ifadeyle, kâr rekabeti, işverenleri, ayrımcılığın yeniden bölüşüme olan etkisi (çalışanın pazarlık gücünü kırarak, işverenin katma değer payını arttırması) verimliliğe ya da ücretlerin maliyetine olan olumsuz etkisiyle eşitlendiği noktaya kadar ayrımcı uygulamaları benimsemeye sevk ediyor.

İktisadi ayrımcılıkla kâr maksimizasyonunun etle tırnak olduğunun açığa çıkarılmasının içerimleri devasa büyüklükte. İlk olarak, anaakım teorisyenleri, ayrımcılığın sıklıkla iktisadi verimliliği düşürdüğü konusunda haklılar ve bu durum bize kapitalizmin verimli olmayacağına inanmamız için bir başka sebep daha sunuyor. Ancak daha da önemlisi, bu, ayrımcılık yapan işverenlerin yapmayanlarca er geç piyasadan şutlanacağı anlamına gelmiyor, tam tersi: İstikrarlı bir şekilde ayrımcılık yapmayı reddeden işverenler, yalnızca aldığı neticeye bakanlarca (bu yüzden kârı arttıran ayrımcı tutumları benimserler) piyasadan şutlanacaklar. Kamusal politikalara dair olan içerimi de büyük. Anaakım iktisatçılar haklı olsaydılar, rekabetçi emek, mal ve sermaye piyasaları, en azından uzun vadede, istihdam alanındaki ayrımcı uygulamaları bertaraf etme eğiliminde olurdu. Bu durumda, eğer azınlıklar ve kadınlar toplumun sabrının bedelini ödemeyi sürdürmeye istekli olsalardı, hükümetin müdahalesi olmadan ayrımcılığın azalacağını umabilirdik. Ancak çatışma teorisi, işverenler arasında gizli bir ittifakın olmadığı varsayılsa bile, çalışanlar arasında ırka dayalı husumetin dozunun arttırılmasının ve bu durumun bir grup daha az güçlü çalışanla yapılan görüşmelerden gelen ilave kârları aştığı noktaya kadar sürdürülmesinin işverenler için kârlı olduğunu kanıtlıyor. Bu yüzden, kapitalizmin tek başına ayrımcılığı ortadan kaldırmasını beklemek aptallık. Bunun yerine, eğer ayrımcılık kapitalist ekonomilerde azaltılacaksa, ayrımcılığı yasaklayan yasalar ve pozitif ayrımcılık programları mutlak surette elzem. Dahası, ayrımcılığa karşı etkin müdahale şeklinde yürütülecek mücadeleler durmaksızın “akıntıya karşı yüzmek” zorunda zira ayrımcılık yapan işverenler yüksek kârlarla mükafatlandırılırken, ayrımcılık yapmayı reddeden işverenler ise tek dertleri bilançonun en altındaki kâr-zarar satırı olan hissedarlarca cezalandırılırlar.[1]

Hükümet korumasının ve pozitif ayrımcılığın üzerlerine düşeni yaptıkları ve artık gerekli olmadıkları şeklindeki Birleşik Devletler’de gittikçe taraftar bulan görüşün gerçeği yansıttığı söylenemez.[2] Hükümetin ayrımcılık karşıtı çabaları gücünü yitirdikçe, aynı eğitime ve iş tecrübesine sahip siyah ve beyaz işçilerin ücretleri arasındaki fark %10.9 (1979)’dan %16.4 (1989)’e %50 oranında yükseldi.[3] Devlet Muhasebe Ofisi’nin Temmuz 2002’de yayınladığı bir rapor, kadınların aldığı ücretlerdeki uçurumun artık kapanmadığını, 1995 ile 2000 yılları arasında önemli ölçüde açıldğını ortaya çıkardı. Shannon Henry, 24 Ocak 2002’de The Washington Post’ta yayınlanan “Rapora Göre Erkeklerle Kadınların Maaşları Arasındaki Uçurum Büyüyor” başlıklı bir makalede şunları yazıyordu:

“Kadın yöneticiler pek çok sektörde erkeklerden daha az kazanmalarının yanında, Kongre’nin yaptığı, bugün yayınlanacak bir çalışmaya göre de 1995-2000 yılları arasındaki iktisadi büyüme süresince ücret uçurumu da genişledi. Çalışma, 1995’te iletişim alanında tam zamanlı çalışan bir kadın yöneticinin, aynı sektördeki bir erkeğin kazandığı her bir dolara karşılık 86 cent kazandığını bulguladı. 2000’de ise erkeğin bir dolarına karşılık sadece 73 cent kazandı.”

Çatışma teorisi, görmek isteyen herkese göz önünde olan şeyi açıklıyor.




[1] Rekabetçi piyasalarda faaliyet gösteren münferit kapitalist işverenler için ücret ayrımcılığının kâr maksimizasyonunda gerekli bir koşul olduğunu ispat eden basit ama güçlü bir örnek için bkz. Michael Reich, Racial Inequality (Princeton University Press, 1981: 204-215). [2] Pozitif ayrımcılık programlarının ayrımcılığa uğrayan gruplara gerçekten yardımcı olduğuna ve bu programların yokluğunda ise ayrımcılığın hızlı bir şekilde yeniden ortaya çıktığına dair ikna edici bir kanıt sunan bir çalışma için bkz. Barbara Bergman, In Defense of Affirmative Action (Basic Books, 1996). [3] Lawrence Mishel ve Jared Bernstein, The State of Working America: 1994-95 (M.E. Sharpe, 1994: 187). *Yazının orijinaline http://www.socialisteconomist.com/2018/11/miltons-myth-4-free-enterprise-reduces.html adresinden ulaşabilirsiniz.

* Beşinci yazı için tıklayınız.

129 views0 comments