top of page
  • Writer's pictureSiyasal İktisat

1968 Düşüncesi Miti ve Fransız Entelijansiyası II - Gabriel Rockhill (Çev. Erman Çete)

Gabriel Rockhill'in 1 Haziran 2023 tarihinde Monthly Review dergisinde yayınlanan "1968 Düşüncesi Miti ve Fransız Entelijansiyası: Tarihsel Meta Fetişizmi ve İdeolojik Gerileme" başlıklı yazısını Erman Çete siyasaliktisat.com için çevirdi. Yazıyı üç parça halinde yayınlıyoruz. "1968’in Diyalektik Bir Analizi" ve "İdealist Analoji" başlıklarını taşıyan ilk kısmın ardından "Tarihsel Meta Fetişizmi" başlıklı ikinci kısmı aşağıda paylaşıyoruz. Son kısım "Sonuçları Sebeplerle Karıştırmak" ve "Fikirlerin Uluslararası Siyasal İktisadı: Eleştirinin Sol Sınırını Kontrol Etmek" başlıklarını taşıyor. Keyifli okumalar.


Tarihsel Meta Fetişizmi


Zaman içinde makus bir tersine dönüş meydana gelmiştir. Fransız teorisiyle ilişkilendirilen yapısalcı ve postyapısalcı denilen düşünürler, çok açık siyasi amaçlara hizmet eden karışık bir tarihsel birleştirme yoluyla ‘68 hareketiyle özdeşleştirilmeye başlandı. Ferry ve Renaut gibi bazıları için bunun amacı, siyasi bir başarısızlık ile belirli bir teorik geleneğin iflası arasındaki belirsiz bir korelasyona dayanarak Fransız teorisini ‘68’in mirasıyla birlikte gömmektir. Diğerleri için, özellikle de Anglofon dünyada, sözde entelektüel isyancılar ile gerçek siyasi militanlar arasında belirsiz ama kalıcı bir analoji kurarak bir grup düşünürün radikal bir imajını öne çıkarma meselesidir. Tarihsel olayın kendisinden geriye kalan tek şey, küresel teori endüstrisinin bir ürününü tanıtmak ya da kötülemek için kullanılabilecek serbestçe yüzen bir gösterge olarak işlev görmek üzere maddi pratikten koparılan sembolik değeridir.[1] Bu, tarihsel meta fetişizmi olarak adlandırmayı önerdiğim şeyin örnek bir vakasıdır: siyasi mücadelelerde işleyen gerçek toplumsal ilişkiler, entelektüel bir metanın büyüsünün –ya da büyülenmiş tiksintisinin– ardında kaybolur.[2]


İşçiler için bazı kazanımlar ve bazı üniversite reformları olmasına rağmen, ‘68 ayaklanması hükümeti devirmeyi ve genel güç dinamiğini ya da ekonomik sistemi önemli ölçüde değiştirmeyi başaramadı. Bununla birlikte, küçük burjuva sınıf tabakasının ve onun tüketimci özlemlerinin yanı sıra Clouscard’ın deyimiyle ‘liberteryen liberalizm’ ideolojisinin ortaya çıkması için daha fazla alan yaratarak Fransız toplumunu bir dereceye kadar yeniden örgütlemeyi başardı. Sonuncusu, Marshall Planı’nın, kapitalist sistemi ideolojik olarak desteklemeye eğilimli bu yeni orta sınıf tüketici katmanının gelişimini teşvik etmede oynadığı önemli rolü ön plana çıkardı, çünkü bu, onlara gerekli Fransız dokunuşlarıyla birlikte ABD’den esinlenen bir arzu pazarına girmelerine izin veriyordu. Yaklaşık yüzde 18’i Fransa’ya olmak üzere Batı Avrupa’ya 13 milyar dolardan fazla (2023’te 161 milyar dolara eşdeğer) kaynak aktarılması, bu sınıfsal tabakayı güçlendirmeyi ve tüm bu bölgeyi antikomünist ve kapitalizm yanlısı saflarda tutmayı amaçlıyordu.


ABD mali ve kültürel emperyalizminin bu projesi, üretimde yüksek düzeyde sömürü ile karakterize edilen bir ekonomik durum ve terimin geniş anlamıyla entelijansiyayı (profesörler, araştırmacılar, gazeteciler, uzmanlar vb.) içeren yeni küçük burjuva sınıf katmanı için özgürlükçü bir tüketim modeli yaratılmasına yardımcı oldu. Bu durum, Clouscard’ın iyi seçilmiş sözleriyle, ‘her şeye izin verilen ama hiçbir şeyin mümkün olmadığı [tout est permis, mais rien n’est possible]’ bir toplumun gelişmesine katkıda bulundu.[3] Tabuların ve yasakların sonunu vaat eden bir sınıf fraksiyonu için tüketimcilikteki özgürlükçü patlama, böylece giderek daha baskıcı hale gelen bir üretim alanıyla birleşti (bu çalışmanın sonunda buna geri döneceğiz). Clouscard için Mayıs ‘68, Aymeric Monville’in açıkladığı gibi, her şeyden önce toplumun maddi temelini değiştirmeden egemen olmaya çalışan savaş sonrası eğitimli orta sınıflara fayda sağladı. ‘Direnişin iki büyük gücünün [komünizm ve Gaullizm] düşüşünü ve Giscard’dan Mitterrand’a Atlantikçiliğin lehine dönüşünü’ ilan etti.[4]


Fransız teorisi bu bağlamda küresel çapta öne çıkan bir tüketici ürünüdür. Pek çok tarihçi, Fransız teorisinin dünya piyasasına çıkışını, Ford Vakfı’nın Baltimore’daki Johns Hopkins Beşeri Bilimler Merkezinde düzenlenen uluslararası bir konferansı ve bunu takip eden bir dizi etkinliği 36.000 dolar (bugün 332.000 dolar) tutarında cömertçe finanse ettiği Ekim 1966’ya dayandırmaktadır.[5] Bu konferans, aralarında Derrida, Lacan ve Barthes gibi isimlerin de bulunduğu, yükselen yıldızlardan oluşan etkileyici bir grubu bir araya getirmiştir. Deleuze ve Gérard Genette gibi şahsen katılamayan birkaç kişi ise bildiri göndermişti. Lucien Goldmann istisna sayılırsa, onun dışında hiçbir Marksist davet edilmedi. O dönemde Fransız yapısalcılığının önde gelen isimlerinden biri olan Althusser’in yokluğu özellikle dikkat çekiciydi. Ford Vakfı’nın desteklemek istediği entelektüel gelenek bu olmadığından, PCF’ye üyeliği kesinlikle bazı büyük endişelere yol açmıştı. Bununla birlikte, Althusser, çalışmaları Marksist geleneğe belli açılardan güçlü bir şekilde bağlı olsa da, oldukça uzaklara giden araştırma yollarını açan birçok yönden önemli bir figürdür. O halde, 1970’lerden itibaren onun yapısalcı Marksizm versiyonunun New Left Books (daha sonra Verso) tarafından Anglofon dünyada pazarlanmaya başlaması şaşırtıcı değildir.[6] Tarihsel-materyalist analiz eksikliği, kanonik metinlerin yakın okumasının akademik fetişleştirilmesi ve Marksizmin Lacan’cılıkla oldukça sorunlu bir şekilde sulandırılmasıyla karakterize edilen bu Marksizm türü –özellikle de Althusser'in öğrencileri ya da yandaşlarınınki (Badiou, Rancière, Balibar, vb.)– zamanla Fransız teorisi olarak bilinen küresel teori endüstrisinin tüketici ürünüyle uyumlu olduğunu kanıtladı.


Yine Ford Vakfı’na ve 1966’da Johns Hopkins’te düzenlenen konferansı finanse etmesine dönelim. Diğer büyük kapitalist vakıflar gibi Ford da CIA ile o kadar yakın bir çalışma geçmişine sahiptir ki, aynı kişiler genellikle her iki kurumda da kariyer yaparlar. Konferans sırasında Ford Vakfı’nın başkanı, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden yeni ayrılmış olan McGeorge Bundy’den başkası değildi. Domuzlar Körfezi’nin işgalinde, Vietnam’daki emperyalist savaşın şiddetlenmesinde ve çeşitli gizli operasyonlarda yer almıştı. Dahası, psikolojik savaş konusunda son derece iyi eğitimliydi. 1949 yılında CIA'den Allen Dulles ve Richard Bissell ile birlikte Marshall Planı’nın komünizme karşı yürütülen entelektüel dünya savaşındaki rolü üzerine bir çalışma yürütmüştü. CIA, Batı Avrupa’daki antikomünist aydınların, gazetecilerin, sendika liderlerinin, politikacıların ve diğer önde gelen isimlerin çalışmalarını finanse etmek için Marshall Planına bağlı olarak yılda 200 milyon dolar fon kullanıyordu. Dolayısıyla Ford Vakfı’nın Fransız teorisinin desteklenmesine dahil olması şaşırtıcı değildir. Nitekim, ABD’de bu yeni akımı başlatmasıyla bilinen konferansı finanse ettiği yıl, bir CIA paravanı olduğunun ortaya çıkmasının ardından (ki Bundy bunu biliyordu) bu geniş antikomünist propaganda örgütünü kurtarmaya çalışmak için Kültürel Özgürlük Kongresi’ni destekleme masraflarını da üstlendi.


Fransız teorisi uluslararası alanda radikal ve yenilikçi, düzen karşıtı ve sınır aşıcı, özgürlükçü ve alışılmışın dışında olarak tanıtıldı. Pazar alanı, emperyalist merkezdeki yeni küçük burjuva sınıf tabakasıydı; bu tabaka, tüketimcilik yoluyla özgürleşmeye düşkünken, işçilerin sosyalist proje yoluyla özgürleşmesinden genellikle kaçınıyordu. Dolayısıyla radikalliği öncelikle söylemsel ve teorikti; siyasi alanda ise başlıca Fransız teorisyenleri –çok az ve görece kısa ömürlü istisnalar dışında– ‘anti-totaliter’di ve fiilen var olan sosyalizm projesine açıkça karşı çıkıyorlardı. Clouscard’a dayanarak söyleyebiliriz ki, onların mantrası, “teorik olarak her şeye izin verilir, fakat pratik olarak hiçbir şey mümkün değildir” (yani, kapitalist sistem temelden değiştirilemez). Öğrenci hareketine ve özellikle de işçilerin mobilizasyonuna şüpheyle yaklaşmalarına ve hatta karşı olmalarına rağmen ‘68 düşünürleri olarak terfi etmeleri, en iyi ‘68’in ardından yeni küçük burjuvazinin tüketimci ütopyasının bir sonucu olarak anlaşılabilir: radikallik, radikal siyasete pratik katılım için sembolik bir ersatz görevi gören transgresif söylemsel ürünler şeklinde satın alınabilir. Dolayısıyla 68 sonrası radikal tüketiciliğin yükselen dalgasını yakalayanlar 68 düşünürleriydi ve onların retorik ateşlemeleri, pratikte başarısız olan devrimi teoride yapmanın bir yolu olarak tanıtıldı. Böylece radikal iyileştiriciler rolünü oynadılar. Çoğu tamamen haklı olan isyan coşkusunu kayıtsız bir tüketicilik ve pratik antikomünizm projesine kanalize ederken, bir yandan da küresel teori endüstrisi içinde kendi ürünlerini durmaksızın farklılaştırarak bireysel kariyerlerini ilerlettiler. Devrimci düşünürler olarak sunulan bu kişiler aslında başarısız bir isyanın ve nihayetinde 68 sonrası antikomünist Atlantikçiliğin konsolidasyonunun pazarlama sembolleridir.


Dahası, hareketin hazırlanmasına gerçekten katılmış ve kendilerini doğrudan harekete adamış olan entelektüeller büyük ölçüde marjinalize edilmiş ya da Fransız teorisinin küresel fenomeninden sürülmüştür. Söylemsel radikallikten ziyade, genellikle öğrenci hareketini destekleme biçimini alan bir şeyler yaptılar. Bu bağlamda, farklı siyasi angajman biçimleri arasında elbette belirgin bir ayrım olduğunu belirtmek son derece önemlidir. Öğrencileri somut olarak destekleyen entelektüellerin çoğu Domenico Losurdo’nun popülizm olarak adlandırdığı şeyi benimsedi: ‘kitlelerin’ kutsanması ve komünist partiler ya da sosyalist devletler de dahil olmak üzere her türlü iktidar biçimine karşı çıkılması. Bu, Troçkist, Maoist, liberter sosyalist ve anarşist hareketlerdeki pek çok kişiyi zehirleyen derin bir siyasi sorundur. Losurdo bunu 68 kültürüne açıkça atıfta bulunarak aşağıdaki terimlerle özetlemiştir: “Kitleler ile iktidar arasındaki çelişkiyi mutlaklaştıran ve iktidarı bu şekilde mahkum eden popülizm, devrim ile karşı-devrim arasında bir sınır çizgisi çizmekten aciz olduğunu kanıtlamaktadır.”[7] İsyanın bu popülist kucaklanışı, partiler aracılığıyla gerçek bir işçi sınıfı iktidarı inşa etmek ve nihayetinde devleti ele geçirmek için tutarlı bir sosyalist strateji geliştirmek pahasına, genel olarak kendiliğinden mücadeleyi fetişleştirme eğilimindedir. Fransa örneğinde Clouscard, işçi sınıfının satıldığını ve artık potansiyel bir devrimci güç olmadığını varsayarak Herbert Marcuse’yi takip eden sözde radikal ama nihayetinde devrim karşıtı entelektüellerden özellikle bahsetti. Bu söylem, “yeni orta katmanların özgürlükçü tüketicisine narsist bir ‘devrimci’ statüsü vermektedir.”[8] Clouscard’ın açıklıkla ifade ettiği gibi: “Dolayısıyla bu tersine çevirme, üreticiye (proletarya) yeni toplumun olumsuz yönünü, özgürlükçü tüketiciye ise devrimci olumlu yönünü atfetmekten ibarettir!”[9]


Öğrencileri destekleyen entelektüellerin en bilinen örneklerinden biri, yapısalcıların ve postyapısalcıların en büyük düşmanı olan, edebi çalışmaları ve varoluşçuluğuyla uluslararası alanda çok fazla tanınmasına rağmen genellikle Fransız teorisinin en ileri gelişmelerinin bir parçası olarak görülmeyen Jean-Paul Sartre’dır.[10] Benzer bir yönelimi paylaşan Simone de Beauvoir ile birlikte, Geismar’ı bir gece geç saatte, kendilerini mücadeleye dahil etmesi ve neler olup bittiğini açıklaması için evine davet ettiler.[11] 8 Mayıs’ta Sartre ve Beauvoir, Colette Audry, Michel Leiris ve Daniel Guérin ile birlikte Le Monde’da işçilerin ve entelektüellerin öğrenci ve öğretmenlerin mücadelesini desteklemesi çağrısında bulunan bir bildiri yayınladılar. İki gün sonra Sartre, Blanchot, Lacan, Henri Lefebvre, André Gorz, Pierre Klossowski, Maurice Nadeau ve diğerleriyle birlikte Le Monde’da küresel öğrenci hareketiyle dayanışma içinde olduklarını açıkça teyit eden bir makaleyi imzaladı. Sartre da kendi başına Radio-Luxembourg’a verdiği bir röportajda öğrencileri desteklemiş ve Cohn-Bendit ile bir araya gelerek bir röportaj gerçekleştirmiş ve bu röportajda onların hayal güçlerini ve ‘olasılıklar alanını genişletmelerini’ övmüştür.[12] 20 Mayıs’ta Sartre bir haftadır işgal altında olan Sorbonne’da bir konuşma yapmış ve harekete duyduğu hayranlığı dile getirmiştir. Beauvoir da Sorbonne’a sık sık gelir, tartışmalara katılır ve eylemcilerin ‘rejimi sarsacakları ve hatta belki de yıkacakları’ umudunu dile getirir.[13] Haziran ayında ve Temmuz başında Sartre Le Nouvel Observateur’de hareketi destekleyen iki makale yayınlar.


Sartre ve Beauvoir’nın tepkileri ile yapısalcıların tepkileri arasındaki fark o dönemde basında geniş yer buldu. Birden fazla gözlemci, tarihin ‘öznelerinin’ patlayıcı eylemlerinin, yapısalcıların öznenin ölümü, yapıların göreli ya da tam istikrarı, Marksizmin sonu ve benzeri sözde bilimsel tezlerinin altına gömmeye çalıştıkları Marksist felsefelerinin yeniden dirilişine işaret ettiğine dikkat çekti.[14] Aslında, Mayıs-Haziran ‘68’in yapısalcılığın hegemonyasını sorguladığı ve ölümüne işaret ettiği fikri o kadar yaygındı ki, Le Monde Kasım 1968’de ‘Yapısalcılık Mayıs Hareketi Tarafından mı Öldürüldü?’ başlıklı bir haber yayınladı. François Bott, “1968 baharı, en azından bir eğilimin sonunu, entelektüeller için bir aygıtın [yapısalcılığın] ölümünü işaret etti,” diye yazdı.[15] Anglofon dünyada ‘postyapısalcılık’ olarak adlandırılan şeyin o dönemde Fransa’da büyük ölçüde yapısalcı projenin bir uzantısı olarak anlaşıldığını hatırlamakta fayda var. Başka bir deyişle, yapısalcılık kategorisi Fransa’da hem Lévi-Strauss gibi klasik yapısalcılara hem de Derrida ve Kristeva gibi ultra-yapısalcı düşünürlere atıfta bulunmak için kullanılıyordu.


Harekete somut olarak katılan diğer entelektüeller, en önde gelen Fransız teorisyenlerin gölgesinde kalmıştır. Derrida ve Foucault gibi isimlerin çalışmaları üzerine sınırsız yorum ve övgüler üreten çevrelerde onların çalışmaları neredeyse hiç bilinmiyor. Bir profesör ve PCF militanı Michel Simon, hareketin çatallanmasına ilişkin en anlayışlı analizlerden birini sunmuştur. Eylül 1968’de yayınlanan bir metinde, okuyucularını olaya iki gözle bakmaya, nesnel durum devrimci olmadığı için goşizmin cezbediciliğine kapılmamaya ve aynı zamanda bunun tekelci kapitalizmin zulmüne karşı önemli reformlar talep eden ortak bir demokratik cephe örgütlemek için bir fırsat olduğunu kabul etmeye teşvik etti. Simon şöyle yazıyordu: “Grev hareketi kendini açıkça olduğu gibi ortaya koydu: talepleri olan bir sınıf mücadelesi. Akademik-entelektüel hareket kendini büyük ölçüde ne olmadığı konusunda gizlenmiş olarak buldu: mücadeleye katılan sosyal tabakalara özgü değil, evrensel hedefleri olan devrimci bir mücadele.”[16] PCF içinde o dönemde yoğun iç tartışmalar yaşayan diğer bazı entelektüeller (Lucien Sève, Louis Aragon, Rolande Trempé, Roger Garaudy ve diğerleri) gibi Simon’un harekete verdiği destek de hareketi en verimli yöne, yani küçük burjuva goşizmden uzaklaştırmaya ve işçi sınıfı için gerçek kazanımlara doğru yönlendirmeye çalışıyordu. Clouscard PCF’nin resmi bir üyesi değildi ve toplumsal olanı topluma ilişkin [societal] olanla, sınıf mücadelesini kültürel meselelerle yer değiştirmeye çalışan ‘68’lilerin kültüralist ideolojisini oldukça eleştiriyordu. Bununla birlikte, Simon gibi o da ‘işçiler tarafından üstlenilen ve hem ekonomik hem de kültürel açıdan yadsınamaz ilerlemelere yol açmayı amaçlayan hareketi’ alkışlıyordu.[17]


Maoist eğilimli Parti communiste marxiste-léniniste de France’ın [Fransa Marksist-Leninist Komünist Partisi] kurucularından biri ve genel sekreteri olan Jacques Jurquet, bu nispeten yeni partiyle birlikte Mayıs-Haziran olaylarına katılmış ve o dönemde bu olayları destekleyen yazılar kaleme almıştır.[18] Aynı yılın ilerleyen günlerinde, Le printemps révolutionnaire de 1968 başlığı altında hareketin bir analizini yayınladı; bu analizde öğrenci ve işçi mücadelelerini tam olarak desteklemenin önemi üzerinde ısrar ederken, Paris Komünü ile ilgili olarak Marx’ın yaptığı gibi daha sonra bazı hataları eleştirme hakkını da saklı tuttu.[19] Geismar üniversite seferberliğinin liderlerinden biriydi ve 3 Mayıs’ta yükseköğretimde genel grev çağrısında bulundu. Bir fizik araştırma merkezinde öğretim görevlisi (maître assistant) ve Ulusal Öğretmenler Eğitim Sendikasının (Syndicat national de l'enseignement supérieur) genel sekreteriydi. 1968’in ardından Benny Lévy ile birlikte Maoist örgüt la Gauche prolétarienne’i kurdu. O sırada Hachette yayınevinde editör asistanı olarak çalışan Alain Krivine, Henri Weber (daha sonra Paris VIII Üniversitesi felsefe bölümünde Deleuze, Badiou ve Jean-François Lyotard ile birlikte ders verdi) ile birlikte kurduğu Troçkist Jeunesse communiste révolutionnaire (JCR) hareketinin yöneticisiydi. Daha sonra Paris VIII Üniversitesinde Foucault tarafından kurulan felsefe bölümünde ders verecek olan Bensaïd, ‘68 hareketinde önemli bir rol oynayan JCR’ye aktif olarak katılmıştır. JCR’nin bir başka üyesi ve daha sonra Paris VIII’de felsefe dersleri verecek olan Guy Hocquenghem, Sorbonne’un işgaline katılmış ve Action dergisinde yazmıştır.[20] ‘68 sonrasında, harekete katılan bir başka militan entelektüel Guérin ile birlikte Front homosexuel d'action révolutionnaire’i kurmuştur. Guérin 1965 yılında Anarşizm’i yazmıştı.[21] Sorbonne işgaline katılan kızı, daha sonra kitabının kopyalarına çok sayıda talep olduğunu ve işgal sırasında kutular dolusu kitap getirdiğini anlatmıştır.[22] Guérin’in kendisi ziyaret ettiğinde, Sorbonne’un anarşist kanadı özyönetim üzerine bir münazara düzenleyeceğini duyurmuş ve Guérin de memnuniyetle bunu yerine getirmiştir. Daha sonra işgal altındaki Sorbonne’da çok sayıda tartışmaya katıldı, hareketi destekleyen yazılar yazdı ve olayların uzun işçi mücadeleleri geleneğiyle ilişkili olarak tarihsel bir bağlama oturtulmasını sağladı.[23]


Sosyalizm ya da Barbarlık grubundan daha önce bahsetmiştim. Grubun liderlerinden Castoriadis, Mayıs ayında yazdığı ve dağıttığı bir metinde harekete güçlü desteğini ifade etti.[24] Görünüşe göre, Yunanistan’a geri gönderilmekten ve böylece CIA destekli diktatörlüğe teslim edilmekten korktuğu için barikatları ve işgalleri bizzat ziyaret etmedi.[25] Dosse’ye göre Cohn-Bendit, Castoriadis’in Sorbonne’da gerçekten de ‘bulunduğunu’ çünkü kendi siyasi bilincinin grubun dergisi Sosyalizm ya da Barbarlık’ı okuyarak oluştuğunu iddia etmiştir.[26] Odeon Tiyatrosu’nun işgalini başlatan kişi, Sosyalizm ya da Barbarlık’ın eski bir işbirlikçisi olan Jean-Jacques Lebel’di.[27] Georges Petit, grubun o sırada temas halinde olduğunu ve gayri resmi olarak hareketin bir parçası olmaya karar verdiğini hatırlamaktadır.[28] Lyotard bu grubun İngilizce konuşulan dünyadaki en tanınmış figürüdür, fakat hala Fransız teorisinin ana akımlarının bir şekilde kenarında kalmaktadır ve genellikle erken dönem siyasi taahhütleriyle değil, daha çok postmodernizm ve farklılık [differend] üzerine daha sonraki yazılarıyla tanınmaktadır. Nanterre’deki 22 Mart hareketine fazlasıyla dahil oldu ve genel olarak mücadeleye katkıda bulundu. Hareket adına konuşmuş, yazmış ve öğrencilerle birlikte yürümüştü.[29]


Marksist Arguments dergisi (1956-62) etrafında oluşan grubun bazı üyeleri de oldukça aktifti. Jean Duvignaud, Georges Lapassade ile birlikte Sorbonne’un avlusuna bir piyano yerleştirdi ve Jean Genet ile birlikte yaklaşık iki hafta boyunca işgale katıldı.[30] Edgar Morin Le Monde’da olayları destekleyen iki makale yazdı (15 Mayıs ve 10 Haziran) ve çok ilgili olarak tanımlandı.[31] Sitüasyonist Enternasyonal sıklıkla öğrenci ve gençlik hareketi için önemli bir kaynak olarak tanımlanmıştır. Guy Debord ve Raoul Vaneigem’in çalışmaları geniş çapta yayılmıştı ve Sitüasyonistler Sorbonne’un ve ardından Institut pédagogique national ve École des arts décoratifs’in işgaline aktif olarak katılmışlardı.[32] Lefebvre de önemli bir figürdü. Birçok öğrencisinin nasıl dahil olduğunu ve kendisinin nasıl ‘ortalığı biraz karıştırdığını’ ve harekete katıldığını açıklamıştır.[33] Lefebvre ayrıca hızlı bir şekilde The Explosion adlı bir kitap yazmış ve yayınlamıştır; bu kitapta ayaklanmanın Marksizm-Leninizm’in önemli yönlerini –parti temelli örgütlenme ve liderlik ihtiyacı gibi– tartışan bir analizini sunarken, aynı zamanda ‘devletçiliği’ ve ‘merkeziyetçiliği’ reddederek mücadeleyi ve kendiliğindenliği yüceltmişti.[34] Elbette başka birçok kişi daha vardı ve bu liste kapsamlı olmaktan uzaktır.[35]


Dolayısıyla, bir önceki bölümde tartışılan, harekete katılmayan ya da şüpheyle yaklaşan sözde ‘68 düşünürleri ile ‘68’i açıkça destekleyen ve çeşitli –ve bazen karşıt– yollarla doğrudan dahil olan ‘68 entelektüelleri arasındaki tezat daha keskin olamazdı. Birinciler radikal teorisyenler olarak şanlı küresel kariyerler yapmış, ‘68’in görkemli aurasının tadını çıkarırken, genellikle açık sınıf mücadelesinden kaçınmışken; ikinciler büyük ölçüde gölgede kalmış, çalışmaları genellikle kapsamlı çeviri veya yoruma layık görülmeyen ikincil veya bilinmeyen figürler olarak kalmıştır. Dahası, fay hatlarının büyük ölçüde, bir yanda eğilim belirleyici yapısalcı ve postyapısalcı hareket ile diğer yanda anarşizmin veya Marksizmin çeşitli biçimleriyle pratik olarak meşgul olan entelektüellerin çekişmeli teorisi arasındaki karşıtlığı takip ettiği artık açık olmalıdır. “Eğer bir ‘68 düşüncesi’ varsa,” diye hükmediyor Dosse, “bu gerçekten yapısalcılığın savunucuları arasında değil, daha ziyade karşıtlarının tarafında bulunmalıdır: Jean-Paul Sartre, Edgar Morin, Jean Duvignaud, Claude Lefort, Henri Lefebvre... ve tabii ki Cornelius Castoriadis. Onun Sosyalizm ya da Barbarlık akımı, yapısalcılığı her zaman sistemi meşrulaştıran sözde bilimsel bir ideoloji olarak kınamıştır.”[36]


Böylece ‘68 etrafındaki tarih yazımının çoğunu yapılandıran tarihsel meta fetişizminin toplumsal işlevini daha açık bir şekilde görebiliriz. Bir yanda marjinalleştirilmiş anarşist, Maoist, Troçkist, özgürlükçü sosyalist ya da Marksist düşünürler, diğer yanda büyük ölçüde dışlanmış Marksist-Leninistler olmak üzere Fransız teorisinin daha radikal tarafının çalışmalarını dışlamaya hizmet eder. Bu entelektüel meta fetişizmi, ‘68’in sembolik değerini, harekete (ve özellikle işçilere) büyük ölçüde sırtını dönmüş figürlerin söylemsel radikalliğini teşvik etmek için bir pazarlama sloganı olarak seferber etmektedir. Gençlik yıllarındaki solcu bağlılıkları nedeniyle bu genel eğilimin kısmi istisnaları olarak listelenebilecek birkaç figür söz konusu olduğunda bile –Lyotard gibi entelektüellerin yanı sıra, daha az ölçüde, ‘68 hareketini belirli şekillerde destekledikleri anlaşılan Julia Kristeva ve Jean Baudrillard (Baudrillard o sırada Avustralya’da olsa da)– küresel teori endüstrisindeki uluslararası kariyerlerinin yükselişi, daha radikal siyasi görüşlerinin azalmasıyla çarpıcı bir korelasyon taşır.[37] Tüm bunların sonucunda eleştirinin sol sınırı sağa kaymış, Marksizm veya diğer antikapitalist teorilerden, kapitalizmin sistemik, materyalist eleştirisinden ve en önemlisi alternatif bir sistem için gerekçeli destekten yoksun sözde radikal bir söyleme geçilmiştir.


-------------------------------------------------------------------------------------------



[1]Çalışmaları Ferry ve Renaut tarafından ‘68 üzerine yazdıkları kötü araştırılmış kitaplarında övülen Aron, ‘Lévi-Strauss, Foucault, Althusser ve Lacan’ ile bağlantılı moda entelektüel akımları, sanki Mayıs-Haziran olaylarının ortaya çıktığı bağlamı anlamada kilit faktörlermiş gibi acı bir şekilde alıntılayarak bu sembolik soyutlama sürecini ilk başlatanlardan biri oldu. Bkz: Raymond Aron, The Elusive Revolution: Anatomy of a Student Revolt (Londra: Pall Mall, 1969), 125.


[2]Bu tarihsel meta fetişizmi çoğu zaman coğrafi meta fetişizmi ile el ele gitmektedir; buna göre ‘Mayıs olayları’, özellikle Paris’teki öğrenci hareketi etrafında geliştiği şekliyle, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başındaki küresel antisistemik hareketlerden koparılmaktadır. Fransa’daki gelişmeleri dönemin uluslararası ayaklanmalarıyla ilişkilendiren tarihsel anlatılar için bakınız: Caute, The Year of the Barricades ve Giovanni Arrighi, Terence K. Hopkins ve Immanuel Wallerstein, Antisystemic Movements (Londra: Verso 1989), 97-115 ve Chris Marker'ın 1977 tarihli filmi A Grin Without a Cat.


[3]Michel Clouscard, Néo-fascisme et idéologue du désir: Genèse du libéralisme libertaire (Paris: Éditions Delga, 2017), 130.


[4]Aymeric Monville, Les Jolis Grands Hommes de gauche: Badiou, Guilluy, Lordon, Michéa, Onfray, Rancière, Sapir, Todd et les autres... (Paris: Éditions Delga, 2017), 36.


[5]Johns Hopkins’teki Beşeri Bilimler Merkezi, École Pratique des Hautes Études’ün altıncı bölümü model alınarak kurulmuştu. Paris’te 1975 yılında École des Hautes Études en Sciences Sociales (EHESS) adını alan bu kurum, Fransız üniversitelerindeki Marksistlerin etkisine karşı koymak ve Fransız sosyal bilimlerini ABD’de yaygın olan kapitalist modele göre yeniden yapılandırmak amacıyla Ford ve Rockefeller vakıfları tarafından finanse edilmiştir. Diğer kaynakların yanı sıra bakınız: Brigitte Mazon, Aux Origines de l’École des Hautes Études en Sciences Sociales: Le Rôle du mécénat américain (1920-1960) (Paris: Les Éditions du Cerf, 1988). Barthes, Bourdieu ve Derrida EHESS’de ders vermiştir.


[6]Althusser’in Lenin ve Felsefe adlı kitabının 1971 yılında Monthly Review Press tarafından yayınlandığını da belirtmek gerekir.


[7]Domenico Losurdo, Class Struggle: A Political and Philosophical History (New York: Palgrave Macmillan, 2016), 337.


[8]Clouscard, Néo-fascisme et idéologue du désir, 9; ayrıca bkz. Monville, Les Jolis Grands Hommes de gauche, 37.


[9]Clouscard, Néo-fascisme et idéologue du désir, 27.


[10]Sartre’ın ‘68’e katılımının genel bir değerlendirmesi için bakınız, örneğin, Michael Scriven, Jean-Paul Sartre: Politics and Culture in Postwar France (Londra: MacMillan, 1999), 63-79.


[11]Bkz: Cohen-Solal, Sartre (Paris: Éditions Gallimard, 1985), 585. Beauvoir’nın katılımı hakkında bakınız Deidre Bair, Simone de Beauvoir: A Biography (New York: Summit, 1990), 530-35. Bair, Beauvoir’nın ‘68 militanlarıyla temasa geçmesini tesadüfi bir durum olarak gördüğünü ve bunun ona on yıl içinde feminist faaliyeti için güven verdiğine inandığını ve bu sayede her yerde kadınların uluslararası alanda tanınan açık sözlü bir savunucusu haline geldiğini’ iddia etmektedir. Bair, Simone de Beauvoir, 531. Delphy de 68’in feminist hareket için önemli bir kristalleşme anı olduğuna işaret ederek, özellikle Féminin Masculin Avenir ya da Feminine Masculine Future grubunun kuruluşunu vurgulamıştır. Delphy, “La Révolution sexuelle,” 35.


[12]Daniel Cohn-Bendit ve Gabriel Cohn-Bendit, Le Gauchisme: Remède à la maladie sénile du Communisme (Paris: Éditions du Seuil, 1968).


[13]Beauvoir, All Said and Done, 424.


[14]Bakınız Épistémon, Ces idées qui ont ébranlé la France, 76.


[15]François Bott, “Le Structuralisme: a-t-il été tué par le mouvement de mai?” Le Monde, 30 Kasım 1968.


[16]Simon, “Mai-Juin 1968,” 4.


[17]Monville, Les Jolis Grands Hommes de gauche, 40–41.


[18]Robert Mencherini, “JURQUET Jacques,” Le Maitron, 25 Ağustos 2009, 25 Kasım 2014’te güncellenmiştir. O dönemde Fransa’daki çeşitli sol grup ve örgütlere genel bir bakış için bakınız Artières, 68: Une Histoire collective, 350-57.


[19]Jacques Jurquet, Le printemps révolutionnaire de 1968: Essai d’analyse marxiste-léniniste (Paris: Éditions Gît-le-cœur, 1968), 45.


[20]Antoine Idier, Les Vies de Guy Hocquenghem: Politique, sexualité, culture (Paris: Librairie Arthème Fayard, 2017), 49–52.


[21]Daniel Guérin, Anarchism (New York: Monthly Review Press, 1970).


[22]Bkz: L. Muhleisen ve Patrice Spadoni, Daniel Guérin (1904-1988)-Combats dans le siècle (Imagora Films, 1994), YouTube videosu, 1:20:47, Liberté Ouvrière tarafından yayınlanmıştır, 6 Eylül 2015, youtube.com.


[23]Bkz: Daniel Guérin, Pour le Communisme libertaire (Paris: Les Amis de Spartacus, 2003), 163-67.


[24]Bkz: Edgar Morin, Claude Lefort ve Cornelius Castoriadis, Mai 68: La Brèche, suivi de vingt ans après (Paris: Fayard, 2008).


[25]Poulantzas da ‘yabancıları siyasi faaliyetlerden men eden katı Fransız mevzuatı’ nedeniyle aynı durumdaydı. Keith A. Reader, Intellectuals and Marxism since 1968-The Structuralists (New York: St. Martin's, 1987), 48.


[26]Bkz: Dosse, La Saga des intellectuels français, 32. Castoriadis’in Cohn-Bendit üzerindeki etkisi hakkında Judith Bernard’ın Dosse ile 2015 yılında yaptığı röportaja bakınız. François Dosse, “Peut-on penser la revolution sans les ouviers?”, Judith Bernard'ın röportajı, Hors-Série, YouTube videosu, 3:53, 30 Mayıs 2015, youtube.com. Sosyalizm ya da Barbarlık’ın Daniel ve Gabriel Cohn-Bendit üzerindeki etkisi özellikle Le Gauchisme adlı kitaplarında açıkça görülmektedir.


[27]Bkz: Dosse, Gilles Deleuze et Félix Guattari, 210.


[28]Philippe Gottraux, "Socialisme ou Barbarie": Un Engagement politique et intellectuel dans la France de l'après-guerre (Lozan: Éditions Payot Lausanne, 1997), 164.


[29]Bkz: Kiff Bamford, Jean-François Lyotard (Londra: Reaktion, 2017), 66-67.


[30]Bkz: Dosse, History of Structuralism, 2, 113. Genet’nin hareketle kısmi ilişkisine dair ayrıntılar için bkz: Edmund White, Genet: A Biography (New York: Alfred A. Knopf, 1993), 501-7.


[31]Bkz: Morin, Lefort ve Castoriadis, Mai 68. Michel de Certeau bu hareketi anlayışla karşıladı ve Haziran başında Études’te çıkan bir makalesinde coşkusunu dile getirdi. Bkz: François Dosse, Michel de Certeau: Le Marcheur blessé (Paris: Éditions La Découverte, 2002), 158-60.


[32]Bkz: Jean-Marie Apostolidès, Debord: Le Naufrageur (Paris: Flammarion, 2015), 269-87.


[33]Henri Lefebvre, "Lefebvre on the Situationists: Bir Röportaj," Kristin Ross tarafından yapılan röportaj, Ekim 79 (Kış 1997): 82.


[34]Lefebvre, daha kavrayışlı pasajlardan birinde şöyle yazar: “Lenin iki düzey arasında kesin bir ayrım yapmıştır: bir yanda kitlelerin kendiliğindenliği ve devrimci içgüdüsü; diğer yanda ise entelektüeller (Marx, Engels) tarafından detaylandırıldığı şekliyle sürecin ve bütünsel bağlamının teorik bilgisi. Siyasi partinin görevi bu iki düzeyi birleştirmek, birbirine eklemlemektir; böylece teori işçi sınıfının ve müttefiklerinin kendiliğindenliğini bir bütün olarak toplumu anlamaya ve onun temelden üstyapılara, toplumsal işbölümünden kurumlara tam dönüşümüne yönlendirebilir; bu, bu sürecin anahtarı olan mülkiyet ilişkilerinin dönüşümünü de içerir. Lenin’e göre parti nesnel ve öznel faktörleri birleştirir.” Henri Lefebvre, The Explosion: Marxism and the French Revolution (New York: Monthly Review Press, 1969), 38.


[35]Hareketi farklı derecelerde destekleyen diğer entelektüellerin uzun listesine Monique Wittig, Jean Baudrillard, Alain Touraine ve Jean-Paul Dollé gibi isimleri de ekleyebiliriz. Fransa’nın ötesinde Marcuse’nin rolü üzerine de çok sayıda tartışma yapılmıştır. Aralarında Cohn-Bendit, Duteuil ve Geismar’ın da bulunduğu bazı organizatörlere göre, kendi çevrelerindeki aktivistlerden çok azı Marcuse’yi okumuştu (bkz. Sauvageot ve diğerleri, La Révolte étudiante, 47, 70). Bununla birlikte, Marcuse’nin kendisi de o sırada Paris’teydi ve ‘sayısız yüksek gerilimli siyasi tartışmaya, Sorbonne ve École des Beaux Arts’ta tıklım tıklım dolu salonlarda yapılan doğaçlama konuşmalara ve işgal altındaki Nanterre’de bir ‘journée marcusienne’ organizasyonuna” katıldı. Barry Katz, Herbert Marcuse and the Art of Liberation: An Intellectual Biography (Londra: Verso, 1982), 185-86.


[36]Dosse, History of Structuralism, 2, 115, çeviri biraz değiştirilmiştir. Kristin Ross da May ‘68 and Its Afterlives (Chicago: University of Chicago Press, 2002), 182-215 adlı kitabında benzer bir argümanda bulunmaktadır. Sözde bilimsel bir ideoloji olarak yapısalcılığın eleştirisi için bkz: Lefebvre’nin L’Idéologie structuraliste (Paris: Éditions du Seuil, 1971), Castoriadis’in The Imaginary Institution of Society (Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 1998) ve Castoriadis, “The Movements of the Sixties”, World in Fragments (Stanford: Stanford University Press, 1997), 47-57 ve “The Diversionists”, Political and Social Writings (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1993), 272-80.


[37]Benzer şekilde, küresel teori endüstrisi tarafından Althusser’in çalışmalarından geniş ölçüde muhafaza edilen unsurlar, onun Marksist-Leninist geleneğin belirli yönlerine pratik bağlılığından ziyade felsefi katkıları ve Lacan’la olan angajmanlarıyla ilgilidir.


155 views0 comments

Comments


bottom of page