top of page
  • Writer's pictureSiyasal İktisat

Madencilik Sektörünün Dinamikleri: İlksel Birikim, İhracat ve Ekstraktivizm - Kansu Yıldırım

Henry Veltmeyer ve James Petras, The New Extractivism kitabında Latin Amerika üzerinden toprak gaspı ya da Dünya Bankası terminolojisinde “toprak ediniminde büyük ölçekli yabancı yatırım” diye nitelendirilen, yıkıcı çevresel sonuçları içeren ve emperyalist metropoller tarafından kontrol edilen sömürgeciliğin bir boyutunu incelerler. Bu çerçevede, uluslararası piyasalar için büyük miktarlarda ve yüksek yoğunlukla yeraltı ve yerüstü kaynaklarının “çıkarılmasını” tanımlamak için kullanılan “ekstraktivizm”,[1] ülkelerin ticaret ve ihracat faaliyetlerinin önemli bir bileşenidir. “Ekstraktivist” modelin hareket noktası, meta-dışı alanların çokuluslu tekellerin üretim ve pazar stratejisi doğrultusunda metalaştırılması, doğanın ve toprağın topyekûn sömürülerek ticaret nesnesine dönüştürülmesidir.


Türkiye kapitalizminin “ekstraktivist” eğilimle gelişiminde, yani başta halka ait tüm doğal alanların kamusal veya özel girişimlere açılmasında süreklileşmiş ilksel birikimin şiddeti, toprak ve arazi gasbını, mülksüzleştirmeyi ve doğal kaynak sömürüsünü mümkün kılmaktadır.


AKP’li yıllarda madencilik (ve bilumum hafriyatçılık) faaliyetleri sermaye birikiminin lokomotif gücüne dönüşmese bile ekonomik büyüme ve istikrar programlarının içerisinde önemli bir paya sahiptir. 2013 yılında Başbakanlık görevi sırasında Erdoğan, “Türkiye'den yıllarca İtalya ve Çin'e adeta bedava kütük gönderildiğini” söyleyerek, madencilik perspektifini şöyle tarif etmişti: “İşte bu anlayışı geri çevirdik diye birileri bizi hazmedemiyor, rahatsız oluyorlar. Şimdi ben bütün bu maden işlerini kendime bağladım. Ne olursa olsun ister mermer, ister altın, ister bakır, ister çinko, bizzat göreceğim dedim.”[2]

Her türlü kazıp çıkarma işlerinin, çevreyi onarılamaz ölçüde yıkıma uğratarak, acele kamulaştırma gibi yöntemlerle veya şirketlerin güvenlik şiddetiyle yağma ve talana dönüşmesindeki temel motivasyon, madencilik sektörünün ulaştığı ekonomik büyüklüktür. Sektörde faaliyet gösteren şirketlerin kâr ve ciroları ile çıkartılan madenlerin iç ve dış pazarda meta ve hammadde olarak dolaşıma girmesi, şirket sayısını ve maden sahasını çoğaltmaktadır.


Ticaret Bakanı’nın “Tek yol ihracat” diye nitelendirdiği hâkim sermaye birikim modelinde imalat sektörünün üretime devam edebilmesi için gerekli hammadde tedarikinde madencilik faaliyetleri kritik öneme sahiptir. Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, dünyada 132 ülke arasında toplam maden üretim değeri itibarıyla 28'inci sırada yer alan Türkiye, maden çeşitliliği açısından 10'uncu sırada yer almaktadır.[3] Maden, mineral, kıymetli taş vb. cevherlerdeki çeşitlilik ve bunların başta imalat sektörü olmak üzere kullanım alanlarının genişliği sektördeki sermaye yoğunlaşmasını da hızlandırmaktadır.


Madencilik faaliyetlerinde kamu ve özel sektörden müteşekkil kompozisyon büyürken, kamuya ait maden işyerleri azalmakta, özel sektöre ait olanlarsa artmaktadır. 2011 yılında maden işkolunda faaliyet gösteren kamuya ait 97, özele ait 6 bin 41 işyeri varken, 2021 yılında kamu 78’e düşmüş, özel sektör ise 6 bin 624’e çıkmıştır. Madencilik ve taşocağı sektöründe, özel sektörün iştahını kabartan nicel (ruhsat ve faaliyet izni) ve nitel (kâr oranları) büyümedeki ana etken, teşvik politikaları ve bürokratik prosedürleri asgariye indiren yahut ortadan kaldıran ekonomik aygıtlardır.


Grafik 1. Madencilik İş Kolunda Faaliyet Gösteren İşyeri Sayısı (2011-2022 Ekim)


KOSGEB, TÜBİTAK ve Ticaret Bakanlığı tarafından farklı kalemlerde teşvik, destek, hibe ve yardımlar sunulmaktadır. Bilindiği üzere Türkiye’de 6 adet yatırım teşvik bölgesi bulunurken, yeni teşvik sisteminde madencilik yatırımları ile bazı madenlerin girdi olarak kullanıldığı (linyit vb.) enerji yatırımları öncelikli kapsama alınmıştır. Buna göre yapılacak yatırımlarda KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti olacaktır. Kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirim oranı 5. bölgede yüzde 80, 6. bölgede yüzde 90 oranında belirlenmiştir. Sigorta işveren muafiyeti 5. bölgede 7 yıl, 6. bölgede ise 10 yıl sürelidir. Ayrıca 5 yıllık emlak vergisi muafiyeti, belediye imar bina inşaat harçları muafiyeti, damga vergisi muafiyeti verilen destekler arasında yer almaktadır.[4] Ticaret Bakanlığı’nın proje bazlı destek programı kapsamında ise Küresel Tedarik Zinciri (KTZ) Projesi destek tutarı 15 milyon TL, destek oranı yüzde 50, destek süresi 2 yıl olarak belirlenmiştir.

Teşvik politikalarının içerik ve kapsamının genişlemesine karşılık ruhsat başvurularında yıllara göre azalma söz konusudur. 2021 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nce 4.935 adedi arama, 9.781 adedi işletme ruhsatı olmak üzere toplam 14.716 adet maden ruhsatı verilmiştir. 2008-2021 döneminde yıllar itibariyle verilen toplam ruhsat sayılarında düşüş olmuştur. Buna karşılık sektörün ulusal ekonomideki payı 2001 yılında % 0,87 iken, 2022 yılında 1,36’ya yükselmiştir.[5]


Grafik 2. Maden Grupları İtibariyle Faaliyette Olan Madenlere Ait Ruhsat Sayısı (2010-2021)



Grafik 3. Madencilik Sektörünün GSYH İçindeki Payı



Faaliyette olan maden ruhsat sayısı azalırken, sektörün ekonomi içerisindeki payının artması, aşırı üretim baskısını, sektörde tekelleşmenin arttığını, maden ihracatının payının yükseldiğini göstermektedir.


İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından hazırlanan en büyük “500 Sanayi Kuruluşu Listesi”nde maden ve madencilikle ilişkili şirketler sıralamasında ilk sırada Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları yer alırken, bunu Eti Bakır AŞ ve Eti Maden İşletmeleri izlemiştir.[6]



Türkiye kapitalizminde madenler dış ticarette önemli bir ekonomik büyüklüğe sahiptir. TÜİK verilerine göre 2022 yılında 235 milyar 279 milyon 223 bin 568 dolar olan toplam ihracattan yüzde 2,53 oranında pay alan madencilik sektörü, 2021 yılında 5 milyar 965 milyon dolara yükselmiştir. İhracatın yüzde 36,64’ü metalik cevherler, yüzde 35,40’ı doğal taşlar, yüzde 24,91’ü endüstriyel hammaddeler ve yüzde 3,05’i enerji hammaddelerinden oluşmaktadır. 2022 yılında en fazla ihraç edilen maden grubu 9,58 milyon ton ve 2,18 milyar dolar ile metalik cevherler olmuştur. Bu maden grubunu, 7,7 milyon ton ve 2,1 milyar dolar ile doğal taşlar, 19,80 milyon ton ve 1,48 milyar dolar ile endüstriyel hammaddeler ve en son olarak 804 bin ton ve 182 milyon dolar ile enerji hammaddeleri takip etmiştir.[7]



Türkiye madencilik sektöründe en büyük alıcılar 1,40 milyar dolar ile Çin, 565 milyon dolar ile ABD (2021 yılına göre %4,78 artış), 382 milyon dolar ile Bulgaristan, 250 milyon dolar ile İspanya, 246 milyon dolar ile İtalya, 237 milyon dolar ile Belçika, 186 milyon dolar ile Hindistan’dır.


Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nde yer alan bilgiye göre ise Türkiye'de 2004 yılında sadece 138 olan uluslararası maden şirketi sayısı 773’e yükselmiştir.[8] Madencilik sektöründe uluslararası sermayeli şirket sayısının artışı Türkiye’nin sermaye bağımlı iktisadi yapısının doğal sonucudur. KPMG Kanada Madencilik Sektör Lideri Lee A. Hodgkinson, Türkiye’nin yatırım sermayesine ihtiyaç duyduğunu ve uluslararası sermayeyi çekmek için dünya genelindeki madencilik ülkeleriyle rekabete girmek zorunda olduğunu, bunun için de madencilik sektörünün izin kolaylığı ve vergilendirme rejimi konusunda bir şeyler yapması gerektiğini söylemişti.[9]


İlksel birikim eşliğinde madencilik sektöründe uluslararası sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması kolaylaşmakta, doğal kaynakların küresel piyasalar için metalaştırılması ise bürokratik süreçlerden azade kılınarak hızlandırılmaktadır. “Uluslararası ticaret” adı altında kapitalizmin etkinlik alanı genişlerken, sömürgeciliğin doğrudan ve dolaylı suretleri maden ihracatı ve yabancı şirketlerin egemenlik alanı üzerinden belirmektedir.


Madenler, mineraller ve kıymetli taşlar küresel meta zincirinin parçası haline geldiği oranda uluslararası emperyalist bağımlılık ilişkilerinin yeniden üretilmesini de beraberinde getirir. Samir Amin’in bağımlılık teorisini takip edersek, Küresel Kuzey yani emperyalist metropoller ile Küresel Güney arasındaki beşeri ve doğal hammadde, ticari tarım, imalat sanayii arasındaki tarihsel “işbölümü” genel karakterini korumaktadır. Finansal denetim, teknik ve teknoloji, medya ve kitle iletişim, belirli ülkelerin kontrolünde ilerlerken, küresel meta zincirinde üretim, mübadele ve dolaşım evrelerini de kontrol eder.


Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBDR) “Madencilik Sektörü Stratejisi 2024-2028” Raporu’na göre Doğu Avrupa ve Türkiye, önemli değerli ve baz metal yataklarına ev sahipliği yapan dünyanın en büyük maden kuşaklarından birindedir ve 11 önemli madencilik ülkesi içerisinde yer almaktadır. Bu raporda dikkat çeken bir husus, Banka’nın finanse ettiği 68'den fazla madencilik projesi içerisinde Türkiye’nin de yer almasıdır. Örneğin TÜMAD Madenciliğe, Lapseki altın madeninin gelişimini finanse etmesi için 40 milyon dolarlık kredi vermiştir. Tekil olarak yabancı sermayeli şirketlerin ve uluslararası sermaye örgütlerinin (banka, fon, proje) finansörlüğü ekonomik bağımlılığı yeniden üretmektedir.


Türkiye kapitalizmi, “tek yol ihracat” paradigmasına uygun biçimde küresel meta ve tedarik zincirlerinde lojistik ve düşük emek maliyetleri ile kilit üretim ve dolaşım üssü olmaya çalışırken, madencilik sektörünü iç pazarda enerji ihtiyacı ve lüks tüketim, dış pazarda ise ihracat silahına çevirme gayretindedir. Ancak kapitalizmin genişleyen yeniden üretiminin niteliğini ve temposunu belirleyen, sermayenin sınıf yapısının içeriğidir. Likidite ve mobilite kapasitesi, üretim tekniği ve teknolojisi açısından büyük oranda dışa bağımlı bir ekonomik yapıda bu hedeflere ulaşmanın yolu agresif bir büyüme stratejiyle mümkündür.


Ekonomik değeri düşük madencilik faaliyetleri için bile ormansızlaştırma ve halkı topraksızlaştırma girişimlerinin temelinde “ekstraktivist” sömürü, maden işçilerini aşırı ve ağır koşullarda çalıştırmanın temelinde ise artık-değer sömürüsü bulunmaktadır. Süreklileşen ilksel birikimin ana hatları sayesinde her yerin maden sahasına dönüşümü hız kazanmaktadır. Metalaştırma pratikleri; köylülerin zor yoluyla gönderilmesi; toprağın ticaret nesnesine dönüştürülmesi ve parasallaşması; çeşitli mülkiyet hakları biçimlerinin özel mülkiyet ilişkilerine dönüştürülmesi; yerel üretim ve tüketim biçimlerinin baskılanması; emek gücünün değersizleşmesi; doğal kaynaklara, doğrudan veya dolaylı şekillerde vergilendirilerek ve mübadele aracına çevrilerek el konması süreçlerinin[10] hepsi ilksel birikimin yapıtaşlarıdır. İlksel birikimin sistematik karakteri, sermayenin kurulu ilişkilerinde içerilerek aşılmış biçimde varlığını sürdürür.[11]


------------------------------------------------------------------------------

[1] Henry Veltmeyer & James Petras, The New Extractivism: A Post-Neoliberal Development Model or Imperialism of the Twenty-First Century?, Zed Books, 2012; https://www.yapikredi.com.tr/blog/surdurulebilirlik/cevre/detay/enerji-gecisi-ekosistemler-uzerindeki-olumsuz-etkiler-nelerdir

[7]https://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/bilgi-merkezi/turkiyede-madencilik/2022-yili-maden-dis-ticaret.pdf

[10]David Harvey, “Yeni” Emperyalizm: Mülksüzleşme Yoluyla Birikim, çev. Mehmet Evren Dinçer, Praksis 11 http://www.praksis.org/wp-content/uploads/2011/07/011-02.pdf

1,393 views0 comments

Comments


bottom of page