• Siyasal İktisat

Azgelişmişliğin Yeniden Üretimi - Selin Çengelkaya

2020 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (ÇBYE) Raporu Üzerine


2020 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi, Oxford Üniversitesi'nde Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme Girişimi tarafından 2010 yılında itibaren Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İnsani Gelişme Raporları kapsamında yayınlanmaktadır. Bu çalışma her yıl, çok boyutlu yoksulluğun önlenmesi bağlamında Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (SKH) ulaşılması ve yoksulluktan çıkış yolları çerçevesinde geliştirilmektedir. Ana teması "yoksulluk" olan bu raporun temel amacı, yoksul insanların yaşamlarının karmaşıklığını her yıl bireysel ve toplumsal olarak ölçmektir. Ayrıca küresel bağlamda çok boyutlu yoksulluğun 10 yıl içinde nasıl “azaltıldığına” da odaklanan bu rapor, farklı göstergeler ışığında 5 milyar insanı içeren çok boyutlu yoksulluktaki küresel eğilimlerin kapsamlı bir resmini, ülkeler içinde ve ülkeler arasında göstergelerle birlikte sunmaktadır. Son tarihi 2030 olarak belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile rapor her türlü yoksulluğu her bölgede önlemeye çalıştığını iddia etmektedir. COVID-19 salgınının ortaya çıkmasıyla tehditlerin arttığı bir yıldan sonra henüz veri olmamasına rağmen rapor farklı simülasyonlar ile yoksulluk üzerine güncel veriler barındırmaktadır. Rapor, Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (ÇYBE) ve yoksullukla ilgili diğer Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasındaki bağlantıları detaylandırarak, çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki insanların yaşamlarının ÇBYE'nin 10 bileşen göstergesinin ötesinde nasıl istikrarsız bir yapıda olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda, bu yazı ÇYBE raporunun 2020 verilerini ortaya koymakta ve değerlendirmektedir.


Rapor, öncelikli olarak dünyadaki yoksul insanların yaşamlarının karmaşık dengesinden bahsetmektedir. Yoksulluğa neden olan pek çok çatışma, göç, felaket ve daha fazlası; engebeli arazide geçimlerini sürdürmek için mücadele eden milyonlarca gündelik işçiden, elektrik ve temiz içme suyuna erişimi olmayan çoban ve çiftçilere kadar, çocukları yeterli beslenemeyen ve eğitime erişimi olmayan seyyar satıcılardan, zor zamanlarda okulu bırakmak zorunda kalan çocuklara kadar geniş bir kesim için tehdit unsuru oluşturmaktadır. Aslında tüm bu yoksulluk göstergelerinin ve dünyadaki kötü yaşam standartlarının arka planında bir süreklilik göze çarpmaktadır. Azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki çok boyutlu yoksulluk oranı ile gelişmiş ülkelerdeki çok boyutlu yoksulluk oranına baktığımızda, dünyadaki eşitsizliğin farklı coğrafyalara göre şekillendiğini söylemek mümkündür.


İlgili rapor, yoksulluğu parasal bir değer üzerinden ele almak yerine, üç boyutta ve alt başlıklarla incelemektedir. Bunlardan biri olan "sağlık" boyutunda beslenme ve çocuk ölümleri bulunmaktadır. "Eğitim" boyutunda ise eğitim yılı ve okula devamlılık incelenmektedir. Sonuncusu olan "yaşam standardı" boyutu ise kişilerin elektrik, su, barınma gibi temel ihtiyaçlara erişimine odaklanmaktadır. Bu anlamda gelir eşitsizlikleri dışında yoksullukla bağdaştırılan eğitim, sağlık ve yaşam standartları gibi alanlarda da dünya üzerinde büyük eşitsizlikler bulunduğunu görmekteyiz.


Küresel ÇBYE'de, insanlar alt başlıklardan üçte birinden veya daha fazlasından yoksunlar ise çok boyutlu yoksul olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, yoksulların büyük bir çoğunluğunun çocuklardan oluştuğu durumlarda, yoksulluğun artık bir döngü yarattığını söylemek mümkündür. Yoksulluk düzeyinde olan çocuklar için yaşam kalitesi, her türlü fırsata erişimin kısıtlı olmasına veya hiç olmamasına yol açabilmektedir. Kısır döngü yaratan bu durum, çocukların doğumundan başlayarak nesilden nesile aktarılan yoksulluğun oranını daha da artıracak ve ülkelerin kalkınma düzeylerini de belirleyecektir. Raporun altını çizdiği yoksul çocuk nüfusu, böylece raporda altı çizilmeyen azgelişmişliğin sürekliliğine de yol açmaktadır.


Raporda sunulan yoksulluk verilerini coğrafi olarak incelediğimizde, çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki insanların yaklaşık yüzde 84,3'ünün Sahra Altı Afrika (558 milyon) ve Güney Asya'da (530 milyon) yaşadığı gözlemlenmektedir. Bu noktada azgelişmişliğin sürekli bir döngü olmasına ek olarak, bu döngünün belirli coğrafyalarda kümelendiği sonucu da çıkarılabilir. Bu istatistiğe göre dünyadaki eşitsizliğin güneyde kuzeye göre daha yüksek olduğu açıktır ve bu durum tesadüfi değildir. Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da çok boyutlu yoksulluk oranı ile Güney ülkelerinin çok boyutlu yoksulluk oranını karşılaştırdığımızda oldukça büyük bir fark görülmektedir. Batı ülkeleri küresel kapitalist ekonomik sisteme endeksli sanayileşmiş ve kentleşmiş bir yapıda sistemin nimetlerinden nemalanır iken Güney ülkeleri ekonomik açıdan bağımlı ve verimsiz bir tarımsal ekonominin gölgesinde, eğitim kalitesi ve yaşam standartlarının gelişmemiş olduğu, açlık sınırında yaşayan yoksul insanların sağlığa yeterli erişiminin olmadığı bir toplumsal yapıya mahkûm olmuşlardır. Her ne kadar bu gibi raporlar ve uluslararası kurumlar bölgelerin kalkınması ve yoksulluğun ortadan kaldırılması için çalışmalar yürüttüklerini iddia etseler de, bir taraf sürekli olarak yoksullaşırken diğer taraf kalkınmaya ve gelişmeye devam etmektedir. Eşitsiz bir dengeyi yansıtan bu durum, dünya sisteminin iç içe geçmiş bir etkileşimle oluşan bileşik bütünlüğünün sonucudur.


Rapora göre çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki insanların yüzde 67'si, çok boyutlu yoksulluğun değiştiği orta gelirli olarak ifade edilen ülkelerde bulunmaktadır. Çok boyutlu yoksulluk oranının çoğunluğunun orta gelirli ülkelerde görülmesi, gelişmekte olan ülkeler için bir dezavantaja işaret etmektedir. Raporda tespit edilen yoksulluğun bu bölgelerdeki yoğunluğu, bu ülkelerin eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlere daha az bütçe ayırmak zorunda olmalarından kaynaklanmaktadır. Kapitalist bir dünya sistemi içerisinde orta gelirli yarı çevre ülkelerin tasarruf politikaları ve yatırımları oranları düşük seviyelerde kalacağından, sanayide gelişme ve çeşitlenme gerçekleşmemekte ve işgücü piyasaları zayıf kalmaktadır. Bu durum, raporda ölçülen vatandaşların refah ya da yoksulluk düzeyini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda, raporda sunulan verilere göre, çok boyutlu yoksulluğun daha çok orta gelirli ülkelerde görülmesi, dünya genelindeki eşitsiz işbölümünün bir sonucudur.


Ayrıca raporda, çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki 803 milyon insanın en az bir kişinin yetersiz beslendiği bir evde yaşadığı, 476 milyonunun okula gitmeyen bir çocuğu olduğu, 1.2 milyarının yakıta erişimi olmadığı, 687 milyonunun elektriği olmadığı ve 1.03 milyarının standartların altında konutlara sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bir yanda ülke içindeki az sayıda varlıklı ailenin parlak yaşamları, diğer yanda elektriksiz bir evde hayatını idame ettiren aileler bulunmaktadır. Bu bir bakıma yoksulluğun yalnızca farklı coğrafyalara özgü olmadığı, ülkeler içerisinde de farklı refah seviyeleri ve eşitsizlikler olduğunu ortaya koymaktadır.


Rapora göre 65 ülke, Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (ÇBYE) değerini mutlak olarak önemli ölçüde düşürmüştür. ÇBYE değerinde en hızlı mutlak düşüşün görüldüğü ülkeler Sierra Leone, Moritanya ve Liberya, ardından Doğu Timor, Gine ve Ruanda olmuştur. Göreli yoksulluğun en hızlı azaldığı ülke Kuzey Makedonya'dır ve onu Çin, Ermenistan, Kazakistan, Endonezya, Türkmenistan ve Moğolistan izlemektedir. Bu ülkelerin her biri, orijinal ÇBYE değerini yılda en az yüzde 12 düşürmüştür. Örneğin, bir Batı Afrika ülkesi olan Sierra Leone, bu başarıyı Ebola salgını sırasında (2013-2017) elde ettiği ifade edilmiştir. Bu, her ne kadar olumlu bir süreç gibi görünse de raporun merkezinde yer alan küresel yoksulluk sorununun çözülmediği açıktır. Ayrıca, dört ülkenin ÇBYE değerinin de yarı yarıya düştüğü ifade edilmektedir. Hindistan (2005 / 2006-2015 / 2016) bunu ulusal düzeyde ve çocuklar arasında başarmıştır ve çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki insanların sayısı 273 milyona ulaşarak en büyük azalma oranını sağlamıştır. Bu ülkelerin dünya nüfusunun önemli bir yüzdesini oluşturdukları düşünüldüğünde, buralardaki değişimin küresel yoksulluk oranının düşürülmesinde büyük etkiye sahip olduğunu söylemek mümkündür. Fakat buna rağmen, yoksulların mücadelesi devam etmektedir. Çin, son yıllarda özellikle sanayi ve ticaret kapasitesi açısından dünyada belirli bir çizgiye ulaşmış olsa da, ülke içindeki eşitsizliğin büyümesi de aynı oranda artmaktadır. Küresel sistem, bazılarının yaşam standartlarını yükseltirken geri kalanlarının da aynı oranda düşmesine neden olan bir bütünlük halindedir. Çin de bu bütünleşmiş sistem içerisindeki bir örnektir. Yüksek nüfus içerisinde yoksulluk oranı azalmış olsa da açlık sınırında ve zor koşullarda hayatını sürdüren milyonlarca insana da ev sahipliği yapmaktadır.

Raporda incelenen ülkelerin neredeyse üçte birinde, çocuklar için çok boyutlu yoksullukta herhangi bir azalma olmamıştır veya ÇBYE değeri çocuklar için yetişkinlere göre daha yavaş düşmüştür. Sahra Altı Afrika'daki 14 ülkede çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki insanların sayısı artarken, nüfus artışı nedeniyle ÇBYE değerleri düşmüştür. Raporun verilerine göre, salgından önce 47 ülke, gözlemlenen eğilimlerin devam etmesi halinde 2015 ile 2030 arasında yoksulluğu yarı yarıya azaltma yolunda ilerlemekteydi. Fakat en yoksulların dâhil olduğu 18 ülke hedeften sapmıştır. Burada COVID-19 salgınının olumsuz etkilerinin dünyadaki eşitsizlikler üzerine yükseldiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda COVID-19, önümüzdeki yıllarda yoksulluk derecesini daha da artıracak, hem sosyal hem de ekonomik açıdan ülkelerin kalkınmasına büyük bir engel oluşturacaktır.


28 düşük gelirli, 76 orta gelirli ve 3 yüksek gelirli ülkeden ve gelişmekte olan bölgelerden 5.9 milyar insanı inceleyen çok boyutlu yoksulluk endeksi, çözüm önerisi olarak entegre yaklaşımların ve politikaların kullanılması çağrısında bulunmaktadır. Her ne kadar bu eğilimler ilerlemenin ya da gelişimin mümkün olduğu argümanı üzerine kurulmuş olsa da, yüksek ve orta gelirli ülkelerin oranlarına baktığımızda yoksulluğun eşitsiz dağılımıyla çözüm önerilerinin de yetersiz kaldığını görmekteyiz. Çok boyutlu yoksulluğa sahip bu ülkelerin çoğu ayrıca siyasi çatışmalar, şiddet, çevre sorunları ve hızlı nüfus artışı ile mücadele etmektedir.


Raporun 2. kısmında, çok boyutlu yoksulluk endeksi ile difteri, tetanos ve boğmaca (DTP3) gibi aşılanma programlarının kapsamı arasında da bir ilişki kurulmaktadır. Raporda en uygun maliyetli halk sağlığı müdahalesi, aşılanma olarak kabul edilmektedir. Fakat raporun da ortaya koyduğu gibi, özellikle Orta Afrika Cumhuriyeti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Güney Sudan, Somali gibi silahlı çatışmaların yaşandığı ülkelerde ulusal aşılama programlarının etkinliğinden de bahsetmek mümkün değildir. Çatışmalar, iç savaşlar gibi birçok faktör sağlık sistemlerinin bozulmasına sebep olmuştur. Raporun verilerine göre aşılanmamış bebeklerin beşte biri (yaklaşık 4 milyonu) çatışmalardan etkilenen ülkelerde yaşamaktadır ve salgınlarına karşı en savunmasız olan grup çocuklardır.


Covid-19 krizi ise bu süreci olumsuz etkileyen sonuçlar doğurmuştur. Raporda güçlü bir aşılama politikasına ve iyi oluşturulmuş mekanizmalara sahip olma vurgusu olsa dahi, COVID-19 aşısı gelişmekte olan ülkeler için bir dezavantaj olarak görülmüştür. Bugünkü süreçte en gerekli aşılara dahi erişemeyen ülkeler için COVID-19 aşılanma süreci maalesef uygulanamamaktadır. Her ne kadar rapor, aşılama programlarının çocukların hayatlarını kurtararak çok boyutlu yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olabileceğini ifade etse de, yine rapordaki verilere göre ilerleme son on yılda durmuş ve 83 ülkede SKH’lere ulaşılamamıştır. Böylece çok boyutlu yoksulluğun üç boyutundan biri olan sağlığa halen sınırlı erişime sahip olanların sayısı daha da artmaktadır. Raporda bahsi geçmemekle birlikte, COVID-19 aşılarının üretim ve dağıtım sürecinin kapitalist pazar eksenli gerçekleşiyor olduğu vurgulanmalıdır. Sağlık sisteminin ticarileştiği bütün ülkeler için diğer aşılar bakımından da gündeme getirilebilecek bu olgu, COVID-19 aşıları söz konusu olduğunda bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.


Raporda Latin Amerika ve Karayipler'de çok boyutlu yoksulluk ve eğitim hakkından mahrumiyet noktasında en yüksek yüzdeye sahip olan ülke Haiti (yüzde 22,8) örneği üzerinden kırsaldaki kadınların erkek meslektaşlarına göre daha dezavantajlı olduğu ve cinsiyete göre farklılıkların daha belirgin olduğu belirtilmektedir. Ayrıca çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki insanların yüzde 84.2'sinin kırsalda yaşaması bu kesimi çevre sorunlarına karşı da daha savunmasız hale getirmektedir. Gelişmekte olan her bölgede, çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki insanların oranı, kırsal alanlarda kentsel alanlara göre daha yüksektir. Örneğin, Sahra Altı Afrika'da, kırsal alanlardaki insanların yüzde 71.9'u (466 milyon kişi), kentsel alanlardakilerin ise yüzde 25.2'si (92 milyon kişi) çok boyutlu yoksulluk kategorisindedir. Güney Asya'da, kırsal kesimde yaşayanların yüzde 37.6'sı (465 milyon kişi), kentsel alanlarda ise yüzde 11.3'ü (65 milyon kişi) çok boyutlu yoksulluk kategorisindedir. Bu bağlamda küresel eşitsizliklerin yanında ülke içindeki eşitsizlikler de ön plana çıkmaktadır. Büyük kentler ise (kentsel alanlardaki çok boyutlu yoksulluk düşünüldüğünde) kimileri için büyük fırsatlar ve olanaklar yaratırken, kimileri için yoksul yaşam koşulları doğurabilmektedir.


Raporun iddiasına göre, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH), yoksulluklar arasında bağlantı kurulmasına olanak tanımıştır. Rapora göre, sağlıklı yaşamı teşvik etmeyi ve herkesin refahını artırmayı amaçlayan ÇBYE'ler ve SKH'ler ile aşılama, bugüne kadarki en etkili halk sağlığı müdahalelerinden biri haline gelmiş ve yılda 2-3 milyon ölümü önlemiştir. Rapor, aşılama programlarının çocukların hayatını kurtararak çok boyutlu yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olabileceğini vurgulamaktadır. Fakat kapsamlı çalışmalar ve istatistiklerle hazırlanan bu öneri, sağlık hizmetlerinin genelinde tam bir iyileşme hedeflememektedir. Küresel düzeyde aşılama çalışmalarının artırılmasıyla çok boyutlu yoksulluğun azaltılması hedeflense de, yukarıda da belirtildiği gibi milyonlarca çocuğa potansiyel olarak hayat kurtarıcı aşılar hala ulaşamamaktadır. Dünyadaki eşitsizliğin neden olduğu bu erişim sıkıntısı sadece çocukları değil, yetişkinleri ve yaşlıları da kapsamaktadır. Aşılama programları çocuklara ulaştırılsa bile, riskli yetişkin gruplara ulaşılmaması, uzun vadede yine yoksulluk ve azgelişmişlik yaratmaktadır. Böylece, belirli coğrafyalar azgelişmişliğin sürekli döngüsünden kurtulamamaktadır.


Benzer bir şekilde, SKH'lerin merkezinde yer alan eğitimden söz eden rapor, hiç kimsenin geride kalmamasını hedefleyen eşitlikçi ve kapsayıcı eğitim sistemlerinin çok boyutlu yoksulluktaki önemine vurgu yapmaktadır. Ve yine bu hedeflere rağmen, eğitime erişim yine milyonlarca insanı mahrum bırakacak bir çerçevede gelişmektedir. Bu çerçevede dünya nüfusunda eğitim alamayanlara ulaşmanın imkânsızlığı çok boyutlu yoksulluğu ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Kentleşmiş ve gelişmiş şehirlerin ücra bölgelerinde bile halen yeterli eğitim koşulları sunulamamaktadır.


Sonuç olarak, rapora göre yüzde 82.3'ü aynı anda en az beş göstergeden yoksun çok boyutlu yoksulluk kategorisindeki 1.3 milyar insanın bulunduğu dünyada, çok boyutlu yoksulluğun parasal yoksulluktan daha yavaş azaldığı küresel bir sistemin varlığından söz etmek mümkündür. Bu rapor, ayrıntılı istatistiksel verilerle desteklenen kapsamlı bir rapordur ve çok boyutlu yoksulluğa geniş bir bakış açısı sağlamaktadır. Sunulan öneri ve hedefler ise, raporda sunulan verilerin kapsamı ile karşılaştırıldığında hem yetersizdir hem de azgelişmişliği sürekli yeniden üreten yapısal koşulları göz ardı etmektedir. Yoksulluğu yaratan onlarca faktör ve bunların ardındaki birçok toplumsal neden, küresel kapitalist sistemin etkilerinden azade bir şekilde ortaya konulmuştur. Dünyanın bir kısmı yüksek imkânlarla refah içinde yaşarken diğer kısmı en temel ihtiyaçlara erişimden dahi mahrumdur. Hiç şüphe yok ki COVID-19 ile bu eşitsizlikler gitgide derinleşmektedir. COVID-19 salgını, çok boyutlu yoksulluğun en önemli iki kaynağı olan beslenme ve çocukların okula devamlılığını sekteye uğratarak bu azalmayı önlemiştir. Ek olarak, COVID-19 salgını, küresel olarak geçim kaynaklarını ve gıda tedarik zincirlerini de kesintiye uğratmıştır.


Gelişmiş ülkelerdeki yoksulluk oranları ile gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerdeki oranlar incelendiğinde özellikle son yıllarda küreselleşmeye paralel olarak artan bir eşitsizlikten söz etmek mümkündür. İç içe geçmiş dünya düzeninde yoksulluğun her toplumun izole edilerek ülke özelinde analiz edilmesini ve bu noktada çözüm önerileri üretilmesini anlamsız kılmaktadır. Tek bir toplumdan söz edemeyeceğimiz küresel sistemdeki bu farklılıklar, geçmişten günümüze gelişen mevcut yapıların da etkisini gözler önüne sermiştir. Bu bakımdan raporun ortaya koyduğu çok boyutlu yoksulluk, azgelişmişliği sürekli yeniden üreten eşitsiz ve adaletsiz bir dünya sisteminin yansımasıdır.


*Rapora erişim için: http://hdr.undp.org/en/2020-MPI

133 views0 comments